Konuşulması gerekenler…..

Ekonomiye dair konuşulacak yığınla konu başlığı ve sorun olmasına karşın hala “IMF borcunu ödedik” anlatıları duyuluyor… Toplumun bütün kesimler daha doğrusu iktidar yandaşları ve rantiye dışındaki tüm kesimler, ekonomik durumun son 3-4 seneden beri git gide daha da kötü olmasının sıkıntısını çekerken, toplumsal bazda hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı artmışken, borçluların ve krediye mahkum olanların adedi korkunç seviyelere ulaşmışken, işsizlerin özellikle de hayata yeni başlama durumunda olan genç işsizlerin sayısı çığ gibi büyürken ve bütün bunlar olurken faizcilerin yüzü gülerken, toplum olarak hala “IMF borcunu ödedik” açıklamaları dinliyoruz.

Halbuki o borcun ödenmesi yapılan stand-by anlaşması gereği bizzat IMF tarafından garantiye alınmıştı. Hükümetlere dikte edilen “faiz dışı fazla” hedefi, IMF borcunun ödenmesini garantiye alan bir mekanizmaydı ve AKP hükümetinin de bunu reddettiğini kimseler duymadı.

Öte yandan ise topluma güya “borcumuz yok” algısı pompalanırken, gerçekte ise Hazine her 3 ayda bir “borçlanma stratejisi” açıklıyor. Bu “strateji”ye, yani “borcu borçla öde ve yeni borçlanmalar yap” anlayışına göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Mart-Mayıs döneminde 116,5 milyar liralık iç borç ödemesi için, 128,2 milyar liralık iç borçlanma yapacak.

Siyasetçilere göre “borcumuz yok” ama buna rağmen Hazine, Mart’ta 61,8 milyar liralık, Nisan’da 41,2 milyar liralık, Mayıs’ta da 54 milyar liralık olmak üzere 3 ayda toplam 157 milyar liralık borç ödemesi yapacak.

Aslına bakılırsa, sessiz sedasız bir şekilde “IMF’siz bir IMF programı” uygulanmaya başlanıyor ve bu da “ekonomide yeni dönem” gibi ambalajlara sarılarak yapılıyor. Enflasyonla mücadele deniyor ama yaşananlar tam anlamıyla “yüksek faiz dönemi”ni yaşıyor olmamızdan ibaret. Bu yeni strateji, uluslararası finans kapital ve onun kurumları tarafından öylesine eğeniyle karşılanmış durumda ki, başka zamanlarda “küresel güçlerin maşası” diye yaftalanan finansal kuruluşlardan bizzat devletin ajansı görüş alıyor, haber yapıyor. Örnek, Moody’s’in “son dönemdeki politika değişikliğinden memnunuz” açıklaması mesela.

Ekonomik krize veya çalkantıya çare olarak yine bir “acı reçete” söz konusu ve bundan vatandaşın payına düşen hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik olurken, rantiyenin payına da “faizden tatlı(!) kazanç” düşüyor.

Bu arada, önceki Hazine ve Maliye Bakanı’nın en başat icraatı olan “dövizi baskılamak için rezerv eritme” neticesinde 128 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervinin buhar olması meselesinin alenen kabul edilmesi de enteresan. Bunun “finansal dengeleme” için yapıldığı belirtiliyor ama ortada dengelenmiş bir finansal ortam mevcut değil. Her an tetikte bekleyen bir kur, rantiyenin ve faizcinin yüzünü güldüren yüksek faiz ve “acı reçete”yi içen, hiç olmadığı kadar fakirleşen milyonlar var sadece.

Vatandaş, günbegün yaşadığı halde, medyanın çok büyük bir bölümü kontrol altında olduğundan medyada göremediği ve tersi yöndeki algılarla kafası karıştırıldığı için “kriz var” yerine “daha kötüsü olmasa bari” diyor. Kurdaki artışla bu gaflet uykusundan uyanıp da “kriz var” demesin diye heba edilen rezervler için bile kamuoyuna hesap veren çıkmıyor.

Bir de, süslü püslü büyüme rakamları ve dünya rekoru kırdık böbürlenmeleri arasında üzerinde durulmayan bir gerçek var. Birçok kimse bildiği halde konuşmuyor, tersine güzellemeler düzüyorlar bu gerçeğe… Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, hükümetin yüksek büyüme dönemleri de dahil olmak üzere istihdam üretebilecek bir politika izleyemediğini, Türkiye’nin yıllardır “istihdamsız” ve “kalkınmasız” büyüme sorunuyla karşı karşıya kaldığını söylüyor. Büyümenin sanayi yatırımlarıyla değil dış borçlanmayla elde edildiğini dile getiren Özdebir, eğitim ve iş hayatında olmayan 5.7 milyon gencin ileride daha büyük istihdam sorunlarına işaret ettiğini bildiriyor.

Son açıklanan 2020 büyüme verisi de ayrı bir fasıl.  Kağıt üzerinde yüzde 1,8 büyüme olsa da, kişi başına düşen milli gelir 2019’daki 9100 dolardan 2020’de 8600 dolara gerilemiş durumda. Büyüme ne istihdama ne de refah artışına sebep olmuyor yani. Ki bu durum, 2014 senesinden itibaren devam ediyor. Kağıt üzerinde büyürken, milli gelir olarak sürekli hale gelen bir geriye gidiş, yani fakirleşme söz konusu.

Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, borçluluk, işsizlik, istihdam ve refah üretmeyen büyüme vs gibi meselelerin hiçbirini konuşmayıp, gündeme getirmeyip de hala ve hala IMF borcu gibi boş polemiklerle insanları oyalamak veya “SSK’yı batırdı” türünden hiçbir anlamı olmayan tartışmalarla gündemi boğmak, ortadaki sorunları daha da büyütüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.