Numune’de MR çeken genç

Uzun yıllar anne ve babama refakatçi olarak kaldığım hastaneleri tanımıştım. Bir dergâh gibidir hastaneler, çok özel insanla tanışmıştım, hâlâ haberleşiriz. Bu kez kendi hastalığımla yeniden bu dergâhlara düşmekte yolum.

Elbette canınızı sıkan kişilerle de karşılaşmaktasınız. Fakat ne kadar zarif, hastalığına karşın inceliğini yitirmemişleri görünce insanın hayran kalmaması mümkün değil.

Ya da onca başı kalabalık olmasına rağmen nezaketini yitirmemiş çalışanları tanımak, insan ruhuna ne kadar iyi gelmekte. Geçtiğimiz günlerde Haydarpaşa Numune Hastanesi Genel Cerrahi’de, MR sıramı bekliyorum.

Temiz yüzlü bir genç çekimleri yapmakta. İçerideki hastalardan biri dışarıdaki yakınından su istedi. Çekim yapan genç, suyu almaya geldiğinde, “Ama bu çok soğuk, teyzeciğim size dokunabilir” dediğinde şaşırdım. Artık gençler çevrelerine o kadar çok ilgisizler ki, bu çocuk işini hem mükemmel yapmakta hem de insanlara saygılı ve hürmetli davranmaktan geri durmamaktaydı. İçeri alınıp çekim için hazırlanırken MR makinesinin çok karanlık olduğunu gördüm, genci uyardım:

“Çok kasvetli, insanlar korkar zaten çok ürkütücü bir makine, neden ışıkları yanmıyor.” O genç, mecbur olmamasına rağmen sabırla, terbiyeli bir şekilde bana izah etti: “Teyzemizin mahrem bir organını çekmekteyiz, ışıkları kapattım ki biz dışarıdan çekimi yapanlar, onu görmeyelim, mahremiyetine vakıf olmayalım.” Makinedeki hasta çıktığında, gencin annesi değil büyükannesi yaşındaydı. Çocuk koştu, şefkatle sandalyeye oturttu, kolundaki damar yolunu çıkardı, bandı yapıştırdı, su getirdi, “Biraz dinlenin zor bir çekimdi” dedi.

Şaşırdım kaldım.

Hastanelerdeki bağırış çağırışlardan, karşılıklı restleşmelerden sonra gördüğüm düş gibi güzelliklerdi.

İşim bitip çıktığımda, nasıl hayıflandım bu melek çocuğun ismini öğrenmediğime, gökyüzündeki bir yıldız gibi imzasını almadığıma. Gence teşekkür etmiştim fakat adeta borçlu gibi olmuştum, insanlığa kendisini adamış, işini çok iyi yapan, hastalara hürmetli bu iyi kalpli çocuğa daha fazla şükran duymuştum.

Ve asıl önemlisi. Onu yetiştiren dünyalar güzeli anne, sana ne kadar teşekkür etsem az. Ayağının altına karanfilleri sersem, kifayetsiz.

Söyle bize, sen bu evladı gülden terazilerle tartıp, ağzına baldan tatlı sular mı akıttın?

Esmaül Hüsna ile mi, ninniler söyledin.

Fatiha ile mi mamasını yedirdin.

Uykularına Felak Nas ile mi menekşe kokulu tepeler saçtın. Secde bahçelerinde ona çok dua sümbülleri mi diktin. Adım gibi eminim mutlaka, komşunun bahçesinden senin tarafına dökülen meyveleri yer diye sabah erkenden kalkıp dutları ve erikleri tek tek toplayıp yan bahçeye bıraktın.

Onu daima helal lokma ile beslediğin için böyle nazenin bir evlat oldu.

Anlattığın masallarda iyiliği naklettiğin için insanlara merhamet etmekte.

Eminim maaşını aldığında önce yoksulların hakkını ayırmakta bu kutlu genç, sonra ihtiyacını görmekte.

Sırrını bizlere de ver, güzeller güzeli anne.

Sen, nasıl yetiştirdin bu çocuğu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.