Hacı “dene” demiş, ali bey deneyememiş

Konya’da çeşitli okullarda ve İmam-Hatip’te Tarih öğretmenliği yapan Ali Gümrah anlattı yıllar önce, “Yedek teğmen olarak askerliğimi yaparken erlerden birinin mektubu geldi.

Ere teslim edilmeden önce okuma görevi bana verilmişti.

Mektubu okudum. Mektup, memleketteki arkadaşından geliyor. Mektupta, askere eşinin zor günler yaşadığını eve ekmek bile bulamadığını, kendisinin de yardım edecek durumunun olmadığını yazıyor.

Mektubu aldım, Sarı hocanın nasihatiyle zengin olan zata götürdüm. O, fakirlikten Sarı hocanın nasihatiyle zengin olan bir hacıydı.

Onu daha önce yazdım ama tekrarlayayım.

Hacı bana şöyle anlattı, “Askere gitmeden önce semt pazarlarında limon satardım. Askerliğimi Çankaya Köşkü’nde yaptım. Her yerde Kur’an okumanın yasak olması nedeniyle ben de Kur’an okumasını öğrenememiştim ama Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü koruma askeri iken, Karadenizli bir asker hocadan Cumhurbaşkanlığı köşkünün gölgesinde Kur’an okumayı öğrendim.

Asker dönüşü yine semt pazarlarında limon satmaya başladım.

Bu arada dini konuşmaları da takip ediyorum.

Bizim şehre arada bir gelen Dursunbeyli Sarı hocayı çok sevdim. Her konuşmasını takip ettiğim gibi müsafir kaldığı evdeki sohbetlere de katıldım.

Bir gün bana ne yaptığımı sordu. ‘Semt pazarlarında limon satarım hocam’ dedim.

Hoca da bana, ‘Pazardan eve dönerken cebindeki parayı üçe ayıracaksın.

Üçte biriyle yarınki sermayen olan limonu alacaksın, üçte birini mahallenin fakirlerine vereceksin, üçte birini de kendi evine harcayacaksın’ dedi.

Ben de hiç mantık yürütmeden, ‘Tamam, hocam’ dedim ve sabah gittiğim pazardan dönerken ben bunu yaptım.

Ben bu işlemi yamaya başlayınca her gün dağıttığım ve sermaye yaptığım da artmaya başladı.

İşi büyüttüm  ve önce bu şehrin en zengini oldum. Sonra bölgenin önde gelenleri arasına girdim.”

Ali Gümrah’ın gittiği hacı işte bu.

Ali Gümrah, anlatmaya devam ediyor: Mektubu hacıya okudum. Hiçbir şey demeden hacı da kasayı açtı ve ‘Kasadan sen al’ dedi.

Ben de gönlümden, ‘Keşke şu kadar verse’ diye geçirdiğim rakamı aldım, askere parayı, mektubu ve yedi günlük izin kâğıdını verdim ve gönderdim” demişti.

Ben, Ali Gümrah’tan bunu dinleyince hiç görmeden sevdiğim o Sarı hocayı biraz daha sevdim ama beni çok yordu o görmediğim Sarı hoca.

Bu Sarı hoca, bu üçte biri nereden buldu diye araştırmaya başladım.

Basılmış hadis kitaplarının hemen  hemen tamamını dersem abartmış olurum ama çoğunluğunu internet ortamına taşındığı için internet üzerinde Arapça olarak “Sülüs” kelimesini yazarak günlerce aradım. Çünkü her sahada üçte bir anlamında “Sülüs” kelimesi var. Hepsini açıp bakacaksın ki, sadakayla ilgili olanı bulacaksın.

Atalarımız, “Arayan bulur” demişler. Ve ben de buldum.

Hadis-i şerif, meğer Müslim’in Sahihi’nde de varmış.

Buhari’nin Sahih’ini baştan sona okudum ve hatta İstanbul’da bir salonda iki yüz elli koltuklu bir salonda baştan sona anlattım da ama Müslim’e ara ara bakmanın, tamamını okumamanın zararını gördüm.

Size Müslim’in Sahih’inde ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde geçen bu hadisi nakledeyim:

“Geçmiş ümmetlerden kerameti görülen bir adamı takip eden bir kişi, onun kerametini görünce sen bu makama nasıl ulaştın dediğinde o da:

Bir adam çölde iken buluttan gelen, ‘Filanın bahçesini sula’ diye bir ses işitir.

Bulut, suyunu kara taşlık bir yere boşaltmaya başlamış. Arıklardan biri sel suyunu içine almış. Olayı seyreden adam, suyu izlemeye başlamış.

İleride bir adam kalkmış küreğiyle suyu bahçesine çevirmeye başlamış.

Olayı izleyen adam, Allah’ın kulu senin adın ne demiş. O da:

-Filan demiş ve o buluttan işittiği adı duymuş.

-Bana adımı neden sordun deyince,

-Ben bu adı şu suyu indiren buluttan, ‘Filanın bahçesini sula’ dediğini işittim. Sen ne yapıyorsun?

Adam: Ben bu bahçeden aldığım mahsulün üçte birini fakirlere dağıtırım. Üçte birini kendi aileme ayırırım. Üçte birini bahçeye geri veririm” demiş. (Müslim, sahih, Kitabü’z-zühd ve el-rikak, Bab 7, Ahmet, Müsned, Ebu Hüreyre hadisi).

Ali Gümrah, parayı aldıktan sonra maaşla geçinemediklerini söyleyince hacı, “Maaşı aldığında eve gitmeden önce maaşın üçte birini mahallendeki veya okulundaki fakirlere dağıt eve öyle git” demiş.

Ali Bey, bana anlatırken hacının Sarı hoca nasihatini bilmiyordu. Ona ben anlattım.

Ali Bey de hacıya, “Yahu hacı ağabey, ben sana maaş yetmiyor” diyorum, sen de bana çare olarak, “Üçte birini dağıt diyorsun” dedim, hacı da, “Dene” demiş ama Ali Bey deneyememiş.

“De ki: Muhakkak benim Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bol verir, (dilediğine) kısar. Siz hayırdan neyi verirseniz O, onun yerine başkasını verir. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır” (Sebe’ süresi ayet 34/39).

Verdiğinizin yerine verilen, tam karşılığı olduğu gibi daha fazlası da olabilir. Dünyada olmazsa ahirette verileni görünce dünyada verilmediğine de çok sevinir. Çünkü Allah için verilenin sevap sınırını yalnız Allah celle celalüh bilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.