Değişen bir şey yok

Tevrat ve İncil’i, tebdil ve tahrif yaparak istedikleri gibi kanun koymaya başlayan krallar, o günde bile Tevrat’ta olduğu gibi Kur’an-ı Kerim’de de olan Maide süresindeki:

“İçinde hidayet ve nur olan (yol gösteren ve aydınlatan) Tevrat’ı şüphesiz biz indirdik. Allah'a teslim olan peygamberler o Tevrat’la Yahudilere hükmederler. Allah'ın kitabını korumakla görevli olan âlimler ve rabbaniler de onun Allah'ın hükmü olduğuna, şahitlik yaparak o kitapla hükmederler. İnsanlardan korkmayın benden korkun. Azıcık para karşılığında ayetlerimi satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” (Maide süresi ayet 5/44) ayetini Tevrat’tan çıkarmışlar.

Bir kısım Müslümanlar da aslına uygun Tevrat’ı okumaya devam edince başlarına gelmeyen kalmamış.

Bu ayet 1960 yılından bu tarafa çok fazla gündeme getirildi. Hatta 1980 darbesi sonrasında bir adam, bu ayetin günümüz Müslümanlarını ilgilendirmediğini, Yahudileri ilgilendirdiğini anlatmak ve Evren Paşa’ya yaranmak için kitap yazmıştı.

Değişen bir şey yok, günümüzde ise eski bardaklar oyun, eğlence, tartışma, çekişme, gönül eğlendirme konusu oldu.

Buyurun, Abdullah bin Abbas’ın Sahih ve Mevkuf hadisini okuyun:

Meryem oğlu İsa’dan sonra krallar, Tevrat ve İncili değiştirdiler. Onlar arasında (tahrif edilmeyen) Tevrat’ı ve İncil’i okuyan müminler vardı.

(Tahrif edilmiş kitapları okuyanlar) Krallarına, “Bu müminlerin sövdüğü şiddette bize söven hiçbir kimse yoktur. Çünkü onlar, tahrif edilmemiş Tevrat’ta.”

 “…. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide süresi ayet 5/44) ayetini okuyorlar. Bu ayetler ve buna benzer, bizi ayıplayan ayetler okuyorlar. Onları çağır ve onlar da bizim okuduğumuz gibi (tahrif edileni) okusunlar ve bizim inandığımız gibi inansınlar.

Kral, o gerçek müminleri huzuruna çağırdı (şu üç şeyde muhayyer kıldı:

1-Öldürülmek,

2-Tevrat ve İncilin aslını bırakmak,

3-Tahrif edileni okumak.

Müminler krala, “Ne demek istiyorsunuz? Bizi kendimize bırakın. (Yani biz size karışmıyoruz, siz de bize karışmayın) dediler.

O gerçek müminlerden bir gurup, “Bize çok yüksek yerlerde bir mesken kurun, bizi oraya çıkarın, yiyecek ve içeceklerimizi oraya taşıyacak bir şey verin, biz de bir daha sizin yanınıza uğramayız” dediler.

O hakiki müminlerden (ikinci) gurup, “Bizi bırakın, yeryüzünün yollarında dolaşalım, vahşi hayvanlar gibi (derelerden) içelim. Eğer sizin topraklarınıza uğrarsak, sizin de gücünüz yeterse bizi öldürün” dediler.

(O gerçek Müminlerin) (üçüncü) gurubu, “Bize çöllerde evler yapın. Biz su kuyuları kazalım, sebzeler yetiştirelim, sizin yanınıza gelip uğramayalım.”

(Gerçek mümin olan bu üç gurubun) krala kul olanlar arasında yakınları vardı. (Kral, onları öldürmeyip isteklerini kabul etmesinin sebebi onların akrabaları olan ve krala kul olanların başkaldırısı ihtimali vardı.)

Kralları da istedikleri şekilde yaptı.

Bunun üzerinde şu ayet nazil oldu:

“Uydurdukları ruhbanlığa gelince, biz onu onlara yazmadık. Allah'ın rızasını aramak için yaptılar. Fakat buna da hakkıyla riayet edemediler. Onlardan iman edenlerin mükâfatını verdik. Onların birçoğu ise fasıktır” (Hadid süresi ayet 57/27).

(Bu ilk nesilden) sonra gelenler, (ellerinde tahrif edilmiş Tevrat ve İncil olduğu halde, “Biz, filan gibi ibadet edeceğiz, filan gibi seyahat edeceğiz, filan gibi çöllerde evler kuracağız” dediler ve onlar (Tahrif edilmiş kitaplara gör iman ettiklerinden” şirk üzere idiler. Uydukları (gerçek müminler) hakkında bilgileri yoktu.

Allah, Nebi sallahü aleyhi ve sellemigönderdiğinde  onlardan, “Gerçek müminlerden) çok az kalmıştı. Bir adam kilisesinden indi, seyahatte olan seyahatinden,  manastırında olan manastırından geldi ve o peygambere (dil ile ) iman etti ve (kalple) tasdik etti.

Ve Allah şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve Peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat versin, kendisiyle yürüyebileceğiniz bir nuru sizin için kılsın ve sizi afvetsin. Allah afvedicidir, merhamet edicidir” (Hadid süresi ayet 57/28).

İbni Abbas (Allah onlardan razı olsun) diyor ki, “Onların sevabının iki kat olması, İsa, Tevrat ve İncil’e iman etmeleri  ve bir de Muhammedi tasdik etmeleri içindir.

Yüce Allah buyurdu:

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve Peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat versin, kendisiyle yürüyebileceğiniz bir nuru sizin için kılsın ve sizi afvetsin. Allah afvedicidir, merhamet edicidir.” İbni Abbas, “O nurun Kur’an ve Peygambere tabi olmalarıdır” diyor.

“Ehl-i kitap, Allah'ın lütfundan hiçbir şeye güçlerinin yetmeyeceğini, lütfun Allah'ın elinde olduğunu ve onu dilediğine vereceğini bilmezlik etmesinler. Allah büyük lütuf sahibidir” (Hadid süresi ayet 57/28-29).

(Nesai, Sünen, K. Adab’ül-Kadı, bab 12, Taberi, Tefsir, Hadid süresi ayet 57/27, Hadis no 33992, Tefsiri İbni Kesir, Hadid süresi ayet 57/27)

Allah cellecelalüh’ün bir tek ayetini, terazinin bir kefesine koysalar, öbür kefesine de Allah’ın yarattığı bütün insanların ittifak ettiği görüşünü koysalar, gönül terazinizde Allah’ın kelamı ağır bassın demiyorum, o görüşü, gönül terazinizin kefesine koyarak  terazinizi kirletmeyiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.