Ayrıştırıcı üslubun sonucu

Bu köşede tehdit ve hakaret içeren üslubun toplumu ayrıştırdığına zaman zaman dikkat çekemeye çalıştım. Ancak, AK Parti ve MHP liderlerinin tavrında bir değişiklik söz konusu olmadı. Sanki üsluplarını sertleştirmek için bahane arar bir görüntü vermeye başladılar. Üslubun sertleşmesinde hakaret ve kamplaştırma olmadığı sürece sıkıntı olmayabileceği söylenebilir. Ancak, kendileri gibi düşünmeyenlere karşı hain ve terör örgütleri ile birlikte hareket ediyorlar şeklindeki bir yaklaşım söz konusu olduğunda bu ayrıştırma ve düşmanlaştırma tabanda da karşılık bulmaya başlayınca istenmeyen olayların gündeme gelmesi söz konusu oluyor.

Aslında bu tür kamplaştırıcı yaklaşımların yabancısı değiliz. Bu ülkede uzun yıllar sağcı-solcu şeklinde bir ayrışma yaşandı. Taraflar birbirlerini karşılıklı olarak farklı sömürgeci ülkelerin yandaşı olarak suçluyor, bunun sonucu da hainler ile vatanseverler ayrışımını gündeme getiriyordu. Böyle olunca da iki tarafta düşmanlarını meydandan atmak kavgasını gündeme getiriyordu. Zamanla ülkemiz topyekûn bir çatışma alanına döndü. Pek çok gencimiz hayatını kaybetti. Bu ortam dış güdümlü darbecilerin işine yaradı. Darbeciler ülkedeki çatışmalara son vermek için yönetime el koyduklarını söyleyerek, yaptıkları darbeyi normalmiş gibi topluma takdim ettiler. Sonuçta kaybeden insanımız ve ülkemiz oldu.

Çok gerilerde kaldığını düşündüğümüz ve öyle olmasını arzu ettiğimiz olaylar sanki yeniden gündeme gelmeye başladı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta yapılan saldırının ardından geçtiğimiz günlerde Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile Yeniçağ gazetesi Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı Orhan Uğuroğlu evlerinin önünde saldırıya uğradılar. Bu olaylar ister istemez geçmişte yaşanmış olan acıları hatırlattı. Çünkü saldırıların münferit bir tepkiden ibaret olmadığı, hedeflere bir gurup saldırısının olduğu görülüyor. Bu bakımdan saldırganlardan yakalanmamış olanların en kısa zamanda yakalanması, yargı önüne çıkartılması gerekiyor. Elbette yakalanıp yargı önüne çıkartılması yeterli olmayabilir. Gerekli cezaları almaları sağlanmalıdır. Eğer, bir takım etkilerle saldırganlar yakalanamaz, yakalananlar da bir şey olmamış gibi serbest bırakılacak olurlarsa işin sonu istenmeyen noktalara varabilir.

Özellikle bir takım tehditlerin sahibine Bahçeli’nin dava arkadaşım diye sahip çıkmış olması insanı endişeye sevk ediyor. Bu sahip çıkmalarına bir takım gerekçeler uydurmak mümkündür. Ancak, hiç kimsenin kendisini vatansever ilan edip kendisi gibi düşünmeyenleri hain ilan edip, bunun hesabını kendi başına sorma hakkı olamaz. Eğer bu yol açılacak olursa o zaman ipin ucu kaçar. Bu yüzden sık sık toplumun bir kesimini ya da bazı insanları terörist ve hain olarak nitelendirmek konusunda siyasilerin nitelendirmede bulunmaları doğru değildir. Bu iş emniyet güçleri ve yargıya aittir. Emniyet güçleri teröristlerle işbirliği yapanların, bunun da ötesinde vatan hainleri ile ilgili delilleri toplayıp yargıya ulaştırmak durumundadırlar. Ondan sonra gerekeni yapmak yargının işi olmalıdır. Eğer, biriler kendilerini yargının yerine koymaya kalkarlarsa keyfilik gündeme gelir ki, o zaman haklı ile haksız, hain ile vatansever birbirine karışır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.