“Onlarsız ne yapacağız?”

Ne kadar zengindir çocukluğun evreni. Sokağın bir masal dekoru gibi kalabalık simaları.

Düğünlerin bir ordu sandığımız sakinleri olan akrabaları.

Aileden miydi onlar diye bugün bile şaştığımız komşular.

İftar sofralarımızın sabit konukları.

Hatta sahur sofralarında bile yerleri saygın o renkli yaşlılar.

Vişne renkli kadife elbiselerini giymiş, havuç salatalarını, çorbalarını kaşıklayan dünya güzelleri.

Yaşlandıkça yalnızlaşmaktayız.

O şahane tablodan sevdiğimiz figürler, birer birer eksilmekte.

Sesleri ile dünyamıza güven veren.

Tahta takunyaları ile balkonları yıkayan.

Bahçelerinde çiçekleri sulayan, tavukları yemleyen.

Akşam üzerleri pişirdikleri yemekleri birbirlerine gönderen.

Kandil kutlamalarına gelen.

Bayram tebriklerinin o masalımsı renklerini yitirmekteyiz.

Sandık ki tüm o akrabalar, komşular, ahbaplar bir ömür boyu bizimle olacaklar.

Gittiler.

Kimse kalmadı etrafımızda, o günlerden geriye.

Geçen gün çocukluğumun sokağını anımsadım.

Gerçekten de kimse kalmamış.

Bir yıldız gibi mahallemizi aydınlatan, görünce yüzlerini annemizi babamızı anımsadığımız üç kalemiz vardı.

Bize çocukluğumuzu yaşatıyorlardı, her gözlerine baktığımızda.

Sanki hiç yaşlanmadığımızı.

Onlar sokağımızda durdukça sanki biz hâlâ çocuktuk.

Onları da pandemide yitirdik.

Artık kimsemiz kalmadı.

Bizler hangi çocukların zihnine çakılıp kalacağız acaba.

Altın harflerle mi ismimizi yazacağız.

Yoksa paslı çivilerle mi mıhlanacağız, minik yüreklerdeki anılara.

Torunlarına veda edemeyen dedeleri, nineleri resmetti İspanyol ressam Juan Lucena.

Koronavirüs yüzünden yaşama veda eden ancak torunlarına  veda edemeyen dede ve ninelere ithaf ettiği “Onlarsız ne yapacağız?” isimli tablo, herkesin yüreğini kanattı.

Öyle ansızın, evlatlarının, torunlarının ellerini bile tutamadan.

Son konuşmaları yapamadan.

Sakın ardımızdan üzülmeyin, diyemeden.

Bak ağlarsan, beni çok üzersin, telkinini veremeden.

Kendini harap etme, ben sana kıyamam dayanamam tesellisini veremeden gidenleri öyle hüzünlü resmetti ki.

Beli bükük dedelerin, yürüme güçlüğü çeken ninelerin walker’ına tutunarak kendilerini uğurlayan torunlarına son kez baktığı tablo; bütün dünyada insanların yüreklerini dağladı.

O huzurlu ölümlerin bile kadri kıymeti bilinmemişti ki, kimse yakınına sarılamadı.

Evladının omzunda uyurcasına yaşamdan ayrılığı sağlayamamanın derin teessürü ile sarsılma da kaldı şimdi dünya insanlığına.

Çocukların vedalaşmadıkları için gittiklerine asla inanmadıkları o şefkat pınarı nineler, dedelerden sonra dünya çok daha renksiz; mavisiz, pembesiz, yeşilsiz, sevgisiz kaldı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.