AB kapısında zaman kaybetmek!..

Avrupa Birliği (AB) kapsında bekleyişimiz 60 seneyi aştı. Bu arada bir takım uygulamalar ve zaman zaman yapılan açıklamalara dikkatli baktığımızda da görünen o ki, 83 milyonluk Müslüman Türkiye’yi eşit şartlarda aralarına üye olarak almaya niyetleri yok. Özellikle Türkiye ve İslam düşmanlığının AB ülkelerinde iç politika malzemesi haline getirilmiş olması, ülkemize yönelik faaliyet gösteren terör örgütlerine AB ülkelerinin sergilediği koruyucu tavrın artık gizlenecek bir yanı kalmamış durumda. Bazı AB ülkelerinin başta Fransa olmak üzere Doğu Akdeniz’de ve Libya’da Türkiye aleyhine açık faaliyetlerde bulunmaları, Libya’da darbeci Hafter’e açık destek vermeleri, Doğu Akdeniz’de ise Türkiye’yi yok sayan bir tavır ile Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni destekliyor olmaları, bunun da ötesinde Libya ve Doğu Akdeniz’de Hafter ve Rumları silahlandırmayı sürdürüyor olmaları da gösteriyor ki, bölgede Türkiye’nin menfaatlerini AB ülkeleri yok sayıyor ve kendi aralarında bir dayanışma sergiliyorlar.

Bu hatırlatmalar da gösteriyor ki, Türkiye’nin AB ile uyum sağlaması mümkün değil. Çünkü görünen açıkça o ki, AB ülkelerinde yüzyıllar öncesinden gelen Haçlı ruhu ve İslam düşmanlığı artarak devam ediyor. Böyle olunca da Türkiye’nin bir yandan teröristlere ve terör örgütlerine AB’nin verdiği destek karşısında öfkelenmesi ve sert tepkiler vermesinin ardından çok geçmeden, “AB hedefinden hiçbir zaman vazgeçmedik” şeklinde açıklalar yapılıyor olması en hafif ifadeyle bir çelişkidir. Hatta aynı açıklama içinde, “Kıbrıs sorunu bu AB ile çözülemez” cümlesinin yer alıyor olması, ister istemez insanın aklına, “Böyle bir AB’den hiçbir zaman vazgeçilmemiş” olmasının anlaşılır bir yanı kalmadığı geliyor. AB’nin şimdiye kadar sergilediği Türkiye karşıtlığı, hatta düşmanlığından vazgeçeceğine dair bir işaret de bulunmadığına göre hâlâ, “Geleceğimizi Avrupa ile beraber görüyoruz” demenin anlaşılması çok zor oluyor. Bunları söylerken elbette, AB’ye karşı savaş açalım diyor değilim. Ancak, her türlü bölgesel gelişme sırasında AB ülkelerinin bazılarının anında Türkiye’nin karşısında açık tavır alıyor olması karşısında AB hedefinden hiçbir zaman vazgeçmediğimizi ikide bir tekrarladıktan sonra, ülkemize yönelik düşmanca tavırların dayanılacak bir yanı kalmadığında söz planında sert tepkiler vermemizin de etkisi kalmıyor.

Bu noktada dünkü bir gazetemizde yer alan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Amor’un değerlendirmesi karşısında hâlâ AB’nin vazgeçilmez hedefimiz olması insanı üzüyor. Amor açıklamasında şöyle diyor:

“Türkiye gerçekten AB’ye üye olmak istiyorsa, artık aşk mektupları değil, somut gerçekler istiyoruz” diyerek AB’ye verilebilecek en iyi mesajın AİHM kararına uyarak Demirtaş ve Kavala’nın bırakılması, belediyelere kayyum atanmaması ve STK’lara müdahale etmemesi olacağını savunuyor.

Bu açıklamada açıkça gösteriyor ki, AB sadece ülkelerindeki teröristleri korumakla yetinmiyor, içimizdeki bir takım uygulamalara ve yargı kararlarına da müdahale etmek istiyor. Hem de içlerine almamakta kararlılıklarını sürdürürken. Ve bir de yapılan açıklamaları kendilerine yönelik aşk mektubu olarak nitelendirmek gibi bir densizlik sergiliyorlar. Bu bakımdan kendimizi arsız âşık konumundan bir an evvel kurtarmamız gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.