Ölümhane

Çok yemek gibi çok konuşmak da bedene ve ruha zararlı.

Bunu en iyi hastalıklarda gözlemliyorsunuz.

Gelen telefonların susmak bilmemesi.

Gereksiz cümlelerle karşısındakinin beyin perhizini bozmaktadırlar.

Cenazelerde, kayıp yakınını bunaltan “başın sağ olsun” bırakmayışları.

Kadın bitmiş, can sevdiğini kaybetmiş, adeta uçurumun kenarında.

Acısıyla kavrulmakta, yitiği ile anılarını izlemekte.

Kara çalı gibi kendini o anıların arasına atma yarışları.

Binlerce kelimelik bir bombardımanla beynin uğradığı yıkım.

Salgın sürecinde de benzer şeyler.

Kimileri kendi hastalıklarını konuşmayı sevmezler.

Başkalarının rahatsızlığını daha rahat dile getirirler.

Arkadaşımdan biliyorum.

Hastalığını konuşmayı sevmezdi.

Ancak ağırlaştığında, “Ne olur üzülme” dedi.

O ağır süreçte bile hastalıklarımı sormayı ihmal etmedi.

Kabul edelim ki artık dünyamız çok hasta.

Her yerinde bin yara.

Depremler, kuraklık, su sıkıntısı.

Yağmurlar yağmıyor çoğu bölgeye.

Eski alışkanlıklarımız, aile, akraba, komşu gibi sosyal ilişkilerimiz yitti.

Hasta çocuğumuza, yaşlımıza gidemiyoruz.

Bir kaşık su veremiyoruz.

Yeryüzünün maddi sıkıntılarına, manevi sorunları da eklendi.

Salgın yetmiyormuş gibi.

İnsanların işlerini kaybetmeleri az sorunmuş gibi.

Piyasaların mağdur insanlara, iri köteği.

Ateş pahası geçinmek, evin ihtiyaçlarını almak.

Depresyon, kaygı bozukluğu.

Bir orta Anadolu şehrindeyim, her gün selalara eklenen uzun cümleler.

Gereği var mı diye sorguladığım.

Ölenin görevlerini sıralama.

Bölge müdürlüğü diye başlayan.

Ya da daire başkanıydı, imam hatip lisesi müdürüydü.

Biz İstanbul’dan gelenlerin şaşırdığı.

Öldüyse insan, görev unvan burada kalmakta.

O tek kişilik odaya alınmamakta makam, terfi.

Ne ki oldukça muhafazakâr bilinse de Anadolu’da kimi şehirler.

Mesai saatleri içine sığdırılmaya çalışılan yılbaşı kutlamaları.

Malum, tesislere kısıtlama geldi, çare bitmiş değil.

O halde işyerinde el çabukluğu marifet.

Sofralar donatılıp, pastalar kesilecek.

Şöyle bir süzülecek kimler geldi, kimler katılmadı.

Gelmeyen uzman zaten gerici, kadın müdür ağzını açıp yumacak gözünü: “Zaten kadınlarla da tokalaşmıyordu, gözü aydın virüs tokalaşmayı da götürdü, zil takıp oynasın.”

Uzun öfke tümceleri ile sofranın da tadını kaçırıyor kadın.

Gençler içlerinden: “Müdürün siniri geçse de yesek artık şunları.”

Yeryüzünün “ölümhane”ye çevrildiği şu günlerde bile ne hastalar, ne ölenler, ne de sağlık görevlilerinin hizmet ederken can vermesi kimilerinin kalbini yumuşatabilmekte.

Karşı dairede genç karıkoca sabah gelmekte evlerine.

Çocukların sevinç çığlıkları hepimizin yüreğini yakmakta.

Gece anne yavrularının yanında değil nöbette.

Hem hasta, hem de ölüm nöbetinde.

Hemşire anne, kapıya yaklaşmadan üç metre öteden yavrularına bakmakta.

“Hadi siz odalarınıza çekilin de biz evimize girelim” demekte.

Yaşlı annesini de uyarmakta genç hemşire: “Hadi ama anne sen de git odana, bizim her yanımız virüs. Hastaneden değil ölümhaneden gelmekteyiz.”

Bunca cevrine, elemine, zorluğuna karşın.

Hâlâ umursamama, çok laf, az düşünme.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.