Ellerinizi yıkarken hatırlayın

Mimar Sinan için anlatılır, aynı dönemde mimarlık yapanlar, padişah mimarı olan Sinan’ı kıskanırlar ve “biz de padişah desteği görsek ondan iyi eserler yaparız” gibi laflar ederlermiş.

Mimar Sinan kalfasına, “Onların beğenmeyip attıkları taşları topla” demiş.

Ve o atılan taşlarla Eyüp, Nişanca semtindeki hâlâ ayakta olup namaz kılınan Münzevi Camii’ni yapar.

Usta, çağının malzemesiyle değerlendirilir.

Kerpiçten, tuğladan, taştan, ağaçtan bir şeyler yapanlar, malzemeyi çağına göre değerlendirmiş midir değil midir ona bakılır ve kalite farkı bilindikten sonra yine her birine görev dağıtımı yapılır.

Küfe’ki taşın, mermerin, granitin olmadığı yerde, “Ben onlar olmazsa yapmam” demenin faydası olmadığı gibi yapanı tenkit etmenin de faydası yok.

Halil Gönenç hocam, merhum Ahmet Muhtar Büyükçınar hocam ve merhum Mehmet Uyanık bir sohbette iken Ahmet Hocam, “Ben 360 çeşit yemek yaparım” der.

İkinci gün bir araya geldiklerinde Mehmet Uyanık, “Ben, Başbakan sofrasında yemek yemiş adamım, bu gece bildiğim bütün yemekleri yazarak saydım elliyi geçmiyor, say bakalım 360 tanesini” deyince, “En iyi bildiğin yemeği söyle” demiş o da, “Pilav” demiş.

Ahmet hoca, “Tereyağlı pilav, zeytinyağlı pilav, etli pilav, domatesli pilav, maydanozlu pilav…” Mehmet hoca, “Tamam tamam” demiş.

Konar-göçer Yörüklerin gittikleri yerlerde AVM yoktu, bakkal da yoktu. Develeri, keçileri, un çuvalları, tuzları ve etleri vardı ve bu un ile etten onlarca yemek çeşidi üretiyorlardı.

Asıl olan, malzeme azken de çokken de var olanı değerlendirmektir.

Her sahada insan malzememiz bu.

Elimizde Kur’an-ı Kerim gibi bir kitabımız var. O söz ve manası Allah’a ait olan bu kitabın nasıl anlaşılacağını, nasıl uygulanacağını ve nasıl tebliğ edileceğini gösteren örnek ve önderimiz olan Sevgili Peygamberimiz var.

Biz bu insan malzemesiyle bunu yapacağız.

Sekiz milyar insana örnek olacağız ama hepimizin aksayan, yamulan taraflarımız var.

Ben kendimi görmüyorum, karşıdakinin yamukluğunu görüp bağırıyorum, o da benim yamukluğumu görüp bağırıyor.

Şunu söyleyeyim, hepimizin yamru yumru, eğri büğrü taraflarını toplasak, İngiltere kraliyet sarayında çocuklarını ve torunlarını da arkasına alıp cehenneme doğru körkütük koşan bir kâfirin kötü durumuna denk olmaz.

Geri bıraktıkları ülkelerin ciğeriyle beslenen tenleriyle nezaket gösterilerine aldanıyoruz biz.

Onun için doğrularımızı göz önüne getirerek, sen benim eğri tarafımı bana ve kulağıma söyle, ben de senin büğrü tarafını kulağına söyleyeyim yollu düzeltme tarafına gidelim.

Birçok yanlışımdan birini ben 12 Mart 1971 muhtırasında öğrendim.

Karaman’ın hâkim ve savcılarına hediye olarak Mısır başsavcısı AbdükadirUdeh’in İslam Şeriatı isimli kitabını postaneden gönderince, karakoldan gelen polisle karakola, komiserle de savcı yanına çıkarıldım.

Savcı ayakta ifademi alırken oturmamı istedi, ne içersin dedi, önce çay içtik, üstüne de kahve içtik, ayrıldık.

Hapishaneye bir kütüphane açtım tutuklu olan İşçi Partisi Başkanı’nı da kütüphane memuru tayin ettim.

Bir gün yine savcıya giderek mahkûmlarla konuşmak istediğimi söyleyince, derhal dedi ve cezaevi müdürüne talimat verdi.

Ben o komünistlerin başı diye bilinenle konuşmak istiyordum ama müdür hepsini bir yere toplamış mecburen hepsine konuştum.

Sonradan anladım ki benim planım yanlışmış.

Yalnız komünist olanlarla konuşsaydım ikimiz de gardımız alarak kavga eder gibi konuşacaktık.

Hepsine konuşurken ben, yine onlara konuştum ama fikirlerinden bahsetmeden, aşağılamadan, kafalarında geçen yanlış fikirlerin doğrusunu anlatarak bir saat konuştum.

Benim hedefimdeki birebir konuşmak istediğim adam, yanında oturana doğru eğildi, ona bir şeyler söyledi. O adam da kalktı ve “Her hafta buraya konuşmaya siz gelseniz” dedi.

“Size konuşmaya gelen hoca, Karamanımızın ‘Konyalı hoca’ dediği hoca en değerli hocamızdır. Hoca olarak ben onun seviyesinde değilim ama ben her hafta yine geleyim ve sizin hiç kimsesi olmayanların dışarıda görülmesi gereken işlerini göreyim, ilaç parası olmayanların ilaçlarını temin edeyim” dedim ve ayrıldım. Bir sene sonra içerden çıkanlarla biz, çok uzun sohbetler yaptık.

İki eliniz kirlendiğinde çeşmenin önüne doğru giderken, sağ eliniz sol elinize, “Neden soldasın ve neden böyle kirlisin” demiyor, sol el de sağ ele aynı şeyleri söylemiyor ve ikisi birlikte suyun altına girip sabunlanırken gayet yumuşak bir dokunuşla biri diğerinin kirini karşılıklı olarak temizleyiveriyorlar.

Her el yıkayışta, bunu hatırlayın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.