Bunlar bizim kızlarımız

Lokman süresinde, “Şirk/gâvurluk en büyük zulümdür” buyurmuş Rabbimiz.

Her türlü pisliğin kaynağı gâvurluk olunca, pisliğe bulaşanlardan daha fazla pisliğin kaynağını kurutmaya yöneldi Sevgili Peygamberimiz.

İlk nazil olan ayetlerde okumaya, yazmaya ve kaleme dikkat çekilmiş.

İnsanların “Alak”tan yaratıldığı haber verilerek herkesin eşitliği hatırlatılmış (Alak süresi ayet 1-5).

Yaratıcı Rabbe ibadet ve itaate davet edilmiştir.

İlk ayetlerde fuhuş, kumar, içki gibi günahlar üzerine varılmamış.

Önce insanların gönül ufuklarını kapatan putlar “Lâ ilâhe” kılıcıyla yıkılıp, “İllallah” ile gönlün süslenmesi istenmiş.

Ancak insanların kula kul olmasını sağlayan put insanları yüceltmek ve bundan çıkar sağlamak için yalancılık, yağcılık, yemin, alçaklık, laf taşımacılık, kabalık gibi vasıflar kötülenmiş ve bunlardan arınılması istenmiştir (Kalem süresi ayet 9–13).

O gün rejimi ayakta tutanlardan biri olan Ebu Cehil gibilerin genelev çalıştırmalarını yasaklamak üzere, “Dünya menfaatlerini elde etmek, için namuslu kalmak isteyen feta/kızlarınızı fuhşa zorlamayın” (Nur süresi ayet 33) buyurur.

 Cariye diye terceme edilen bu “fetayetiküm”ün karşılığı “Kızlarınız” kelimesidir. Yani Kur’an o kötü işi yapanlardan bahsederken “Kızlarınız” olarak bahsediyor. Bugünkü cemiyetin kurbanlarına “Kızlarımız” diyebilirsek, kurtulmaları için gerekeni yaparız.

Asıl kavgamız gâvurlukla olmalıdır; yani bataklıkla.

Avrupa Birliği, Türkiye’deki bir vakfa üç yüz bin Euro göndermiş ve eğitim faaliyetlerinde kullanılmasını istemiş. (www.haberturk.com 31.03.2005)

İyi niyetli olduğunuz için, “Ne var bunda aferin adamlara, bizim eğitimimize katkıda bulunuyorlar” diyebilirsiniz.

Avrupa Birliği sizin kadar iyi niyetli değil.

Gazetelerin haberine göre, “AB TÜRKİYE’DE 25 SEKS İŞÇİSİ ARIYOR... 300 BİN EURO’LUK PROJE… 300 bin Euro’luk projeyle Türkiye’deki fuhuş sektörü eğitimden geçirilecek ve hayat kadınlarına güvenli seks öğretilecek” diyerek verdi.

Bir başka gazete ise haberi, “İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, AB’den sağladığı hibe kaynak ile genelev kadınlarını, transseksüelleri ve travestileri bilinçlendirecek” şeklinde verdi.

***

İlminden, irfanından istifade ettiğim çok çok değerli bir hocam anlattı: “Suriye’de orta, lise ve üniversiteyi resmi hocalardan okurken, okul bittikten sonra öğretmen olup ders verirken de ben, diploması olmayan icazetli medrese hocalarından ders almaya hep devam ettim. O hocalarımdan  biri, hem çok iyi hoca idi ve de tarikat şeyhi idi.

Devlet yöneticileri elini öperlerdi.

O hocam haftada bir gün geneleve giderdi.

Onun geleceği gün belli olduğundan hiçbir kadın o gün çalışmazdı.

Hocam, hepsinin adını bilirdi.

Sıraya dizilirler, o da hepsinin adını söyleyerek hâl hatır sorar ve onlar için dualar ederek ayrılırdı.

Müritlerinden evlenmek isteyip de evlenemeyenler, durumu hocama arz ettiğinde, ‘Filan numarada filana git anlaşabilirseniz mihriniz benden’ der ve evlendirirdi.

Gün geldi, genelevde bir tek kadın kalmadı” demişti.

***

Diyanet’te müfettiş iken yedek subay olarak askere gider.

Tayin olduğu ilde ilk işi ev bulmak ve ailesini getirmek olur.

Şehrin merkezinde “Kiralık” yazan evin sahibini bulur, istediği ücrete itiraz etmeden, pazarlık yapmadan kabul eder, kapora parasını da öder ve anahtarı alır.

İlk ziyareti il müftüsüne olur.

Müftü selam kelamdan sonra ev durumunu sorar o da evi bulduğunu söyler. Bu kadar nasıl kolay bulduğunu sorunca adresi söyler.

Müftü, “Sen ne yaptın? O evi tutan olmadığı için ucuza vermiş. Senin kapının karşı dairede oturan bir kadın kendisini o dairede satıyor. Adresini alıp gelenler, sizin kapıyı da çalacaklar” deyince biraz telaşlanır.

Şimdi siz burada durun ve siz olsaydınız ne yapardınız?

Müfettiş, durumu hanımına anlatır ve “Bundan sonra bana yapacağın sevgi ve saygının biraz fazlasını bu kadına yapacaksın ve ben de yapacağım.

Maaşımız yetmeyebilir, babamdan kalan tarlayı satacağım ve sen bu kadının en çok sevdiği yiyecekleri bir şekilde onun ağzından al ve her gün o yemeklerden yap ve güzel bir dekor içinde o kadına her gün yemek götür” der ve yaparlar.

Kadın, iki aya kalmaz, eve müşteri almamaya başlar ve yaptıklarına tevbe eder.

***

Şimdi emekli olan emniyet komiseri Ahmet Doğan, İstanbul’da bir ilçenin bir bölgesinde karakol amiri iken anlatmıştı:

“1979 yılında bir ilde görev yaparken emniyet müdürü beni çağırdı ve ‘Seni genelevden sorumlu yapacağım. Arkanda ben varım. Gerekeni yap’ dedi.

Adı nedeniyle gönülsüz göreve başladım. İlk işim çalışan kadınların hepsini teker teker yanıma çağırmak oldu. Onları dinledim.

Orada esir hayatı yaşadıklarını, ayrılmak istedikleri halde ayrılamadıklarını anlattılar. Kanunlara göre ayrılmak isteyenler, bir dilekçe verirlermiş.

Biri hariç hepsi dilekçeyi vermişler. Ama hiçbirinin dilekçesi vilayetteki komisyonun önüne çıkamamış ve kaybolmuş. Ben aradım hiçbir şey yok.

Çıkmak isteyenlerden tekrar dilekçe aldım ve hiçbir kimseden korkmamalarının garantisini de verdim.

Yine biri hariç, hepsinin dilekçesini vilayete götürdüm, emniyet müdürümüz takip etti, kısa zamanda hepsi teşekkür ederek gittiler.

Gidecek yeri olmayan, tek başına kalan, yaşlı kadını da patron çıkardı, onu da huzur evine taşıdık ve böylece o günlerde resmen açık ama fiilen kapalı kaldı.”Bunlar, bizim kızlarımız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.