Mecit

Onu Cuma günü Ankara yolundaki mola yerinde tanıdım.

Acele ile girdiğim mescide, annesi ve küçük kardeşi ile geldiler.

Genç anne Arapça konuşuyordu, çocuklarının pabuçlarını çıkarmak istemediğinden, siz kapıda bekleyin deyip hemen namaza durdu, oradan anladım milliyetini.

Namaz eylemini ifa edip çıkarken, kapıda bekleyen 7 yaşlarındaki çocukla tanışmak istedim, ismini sordum, Mecit dedi.

Belli Suriyeli, hiç memleketini sormadım, okulunu derslerini konuştuk, 5 yaşındaki kız kardeşinin elinden tutmuş, terbiyeli, temiz giyimli çocuğun nefis bir Türkçesi vardı.

Yanımdaki kızım da fark etti; belli maddi durumları iyi, kültürlü bir ailenin çocuğu idi fakat yine de gözlerindeki korku dolu bakışları gördük.

Muhtemelen memleketini sorarım diye endişelendi.

Suriyeli oluşundan öylesine çok bezdirilmişti ki, bu konuyu konuşmadığımız için minnetle, sevgiyle baktı bize.

“Mecit, Türkçen ne kadar güzel, aksanın nefis, ailen de seni çok terbiyeli yetiştirmiş, tebrik ederim” dediğimde iyice şaşırdı.

Ayrılırken, “Seni tanıdığıma çok memnun oldum” diye vedalaştığımda, küçük çocuk mutlulukla gülümsedi.

Ne yaptık biz bu çocuklara, ırkçı bakışlarla ne çok yaraladık bu kanadı kırık savaş göçmeni kuşları.

Hadi halk cehaletinden ırkçılık yapmakta.

Fakat geçen gün yaşını başını almış gazeteci ağzına geleni yazdı.

Nasıl korktum onun köşe yazısını, ya Mecit okuduysa.

Onların hepsi, çok güzel Türkçe konuşmakta, yazmakta ve okumaktalar. Nasıl bir ırkçılık nefreti ile onların tertemiz yüreklerine korkuyu, ayrıştırmayı, elemi bırakabilmekteyiz böyle.

Gerçi bahsi geçen yazar, 28 Şubat’ta da ülkesinin çocuklarına savaş ilan etmişti.

Hatta bir kadın gazeteciye en kötü sözleri söyleyebilmişti.

Yazısında Suriyelilere köpürmüş;

“Benim vatandaşıma üstünlük kurmayacaksın, benim vatandaşımın haklarını gasp etmeyeceksin.”

Ne üstünlük kuracaklar ki, korkudan kabuklarına büzülmüş insanları bir kaşık suda boğacak bu öfkenle onlara yıldırımlar yağdırıp küçük kuşlar gibi ürkütmektesin.

Yerli işçinin günlüğü 200 lira ise onlara 50 lira verilmekte.

Sadece Suriyeli değil Afgan, Türkmenistan ve Özbekistan Türk’ü işçilerin içler acısı çalışma şartlarını kaç kez yazdım.

Hukuk okumuş ya da hemşire Özbekistan Türk’ü kadınların ev işine gittiğini, aldıkları ücretle ayakta durmaya çabaladıklarını.

Suriyeli tekstil işçileriyle konuşurken yerli patronun nasıl kızdığını.

Cami avlularında kurulan amele pazarını.

Köle seçer gibi en güçlülerini ayırıp onları götüren patronların inşaat işlerinde, bahçe kazdırmada, seralarda, nasıl düşük ücretle çalıştırdıklarını. Yirmi yıl önce de Romen işçi furyası vardı, o garipler de düşük ücretle çalıştırılırdı, onları da kaç kez bu sütunda yazdım.

Kul hakkından korkmadan onları nasıl yarı aç yarı tok çalıştırdıklarına, bu köşede kaç kez isyan ettim.

Yazarın öfkesi dinecek gibi değil, “Vatandaşından esirgediğin hizmeti onlara sağlamayacaksın.”

Çok şükür ülkemizde bütün milletlerin mensupları; Afgan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan Türk’ü, Suriyeli mağdur halkların evlatları, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmekteler.

Bu gönül zenginliğimizi gördüğümde her seferinde çok mutlu olmaktayım.

Öykündükleri Avrupa, 3-5 mülteciyi bile ülkelerine sokmazken ya da sosyal güvenliği olmayanlara sağlık hizmeti vermezken, bizim bu alicenaplığımız; öfkelenmemiz değil sevinmemiz gereken insanca bir özelliğimiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.