Bakıp da görememek…

Siyasi iktidarın siyaset etme tarzının baş köşesinde gayet sistemli şekilde algılara oynamak ve propaganda marifetiyle gerçekleri eğip bükme yer alıyor. Medyanın büyük bir bölümünün Pravda misali tek sesli ve “iktidarın borazanı” hükmünde olması, kitlelerin bugüne kadar algı oyunlarıyla ve propaganda bombardımanlarıyla istenilen yöne sevk edilmesini sağladı. Bunun iktidara geri dönüşümü ise seçim kazanmak oldu.

Ancak uygulanan yanlış ekonomi politikaları neticesinde biriken ve ağırlaşan sorunlarla birlikte siyasette de giderek “yönetememe” halinin derinleşmesi, siyasi iktidarın önceleri kendisine puan getiren söylemlerinin de giderek havada kalmasına neden oldu. Buna rağmen iletişim kuramlarından süzülerek, bilinçli bir tercih olarak ısrarla uygulanagelmiş olan yöntemden vazgeçilmedi. Halka yine büyük ama içi boş vaatlerde bulunuldu, rasyonaliteden uzak ve realiteyi yansıtmayan, tam manasıyla akıl ve mantık dışı önermeler sürekli tekrarlanarak kitlelerin zihninde iz bırakması amaçlandı.

Toplumun bir bölümü bu yöntemi yadırgamıyor, bu söylemlere kulak kabartıyor olabilir, ancak giderek artan sorunlar ve giderek ağırlaşan koşullar sokaktaki insanların giderek daha fazlasının bu “gerçeklikten uzak” ifadelere tepkili olması sonucunu doğuruyor. Nitekim isimlerinde “haber” ifadesi geçse bile birçoğu “iktidarın basın bülteni” kıvamındaki haber kanallarında ve gazetelerde yer almasa da, sosyal medya mecralarına yansıyan sokak röportajlarında insanların dile getirdiği tepkiler, bu “gerçeklikten uzak” olma halinin halkın hiç de hoşuna gitmediğini gösteriyor.

Neredeyse 4-5 yıldan beri süren ve her geçen seneyle birlikte olumsuz etkileri de artan ekonomik kriz/buhran halinin, toplumun her kesiminden milyonlarca insanın yaşam koşullarını zorlaştırması, şu anda Türkiye’nin en önemli meselesi olarak duruyor. Gelin görün ki, bu “en önemli mesele” halkın sorunlarını aktarmakla vazifeli olduğu söylenen ama bu işleviyle hiçbir ilgisi kalmayan medyada zerrece yer almıyor.

İşsizlik, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, esnaf ve sanatkârın, iş dünyasının çarkları çevirememeyle karşı karşıya bulunması, özellikle de üniversite mezunları arasında daha da can yakıcı olan genç işsizliği, halkın reel gelirindeki erime, bütçeden faize ödenen korkunç meblağlar, Sayıştay raporlarına yansıdığı halde üzerine gidilmeyen/örtbas edilen yolsuzluklar, kamudaki korkunç israf gibi meseleler konuşulmuyor, tartışılmıyor bile. Bunun yerine birtakım afaki ve içi boş hedefler, hiçbir dayanağı olmayan önermeler ve temelsiz başarı hikâyeleri anlatılabiliyor hâlâ.

Mesela, 2019 yılında yani pandemi sürecinden önce, 2009’daki seviyeye gerileyen kişi başı ortalama milli gelir rakamı ortada durduğu halde, Türkiye ekonomisinin nereden nereye geldiğine örnek olarak “buzdolabı sayısı” verilebiliyor. Veyahut herkesin elinde cep telefonu olduğu, AVM’lerin dolu olduğu, caddelerin arabadan geçilmediği gibi birtakım absürd örnekler sıralanabiliyor.

Halkın bir kesimi, takip ettikleri medya organlarının büyüsüne ve siyasilerin miting meydanlarındaki söylemlerine öylesine kapılmış durumda ki, çocuğunun işsiz olmasına, evi veya arabası olamamasına, emekli olduğu halde asgari ücretten bile az bir paraya çalışmak zorunda kalmasına dahi aldırmadan Türkiye’nin zenginleştiğini söyleyebiliyor. Bazıları da bu fikrini, birkaç lira daha ucuza alırım gayretiyle gittikleri patates-soğan tanzim satış kuyruklarındayken dile getiriyorlardı hatta.

Siyasi iktidarın “yönetememe” halinin derinleşmesi, eleştirilere de tahammülsüzlüğü beraberinde getiriyor ve herkesten de bu “gerçeklikten uzak” pembe tablolara inanması bekleniyor. Bu ülkedeki yoksunlar, yoksullar, muhtaç durumdakiler, borçlular, işsizler yerine başta iktidarın kendi kaymak tabakası olmak üzere tuzu kurular, faizciler, yandaş müteahhitler gibi kesimlere bakılarak çıkarımlar yapılması isteniyor. Canına kıyan çaresiz insanları görmeyelim, konuşmayalım yani!

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nın, “Türkiye’de yoksulluk, özellikle aşırı yoksulluk, uluslararası dokümanlarda da ifade edildiği gibi artık Türkiye için sorun olmaktan kalktı” ifadesi de, toplumun fertlerini dokümanlara giren birer veriden hallice görmekten öte bir anlam taşımıyor. Hele ki bir taraftan devletin sosyal yardımda bulunduğu milyonlardan (yani yoksul ve yoksun insanlardan) övgüyle bahsedip, bir yandan da yoksulluğun sorun olmadığını söylemek, gerçeklikten kopmanın başka bir halidir. Baktığı halde görmeyen veya göremeyenler realitemiz haline gelmiştir.

Prof. Osman Altuğ Hoca güzel özetlemiş gerçekten de: “Türkiye’de bir ‘tuzu kurular’ var, bir de tuz bulamayanlar var. Tuzu kurular için Türkiye’de açlık da yoktur, yoksulluk da yoktur, yolsuzluk da yoktur.”

Halimiz tam da budur…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.