Putlar

Putlar hakkında en eski kaynak olarak İbn’ül Kelbi’nin (Ö: h. 204/m. 819) yazdığı Kitab’ül-Esnam/Putlar Kitabı’dır.

Ankara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Beyza hanımefendi tarafından terceme edildi ve İlahiyat Yayınları arasında basıldı.

En az kırk yıl önce okudum, bu gün kütüphanemde bulmam birkaç günümü alır.

Aklımda kalanı yazayım, Kur’an-ı Kerim’de adları geçen putlar Lat, Menat, Uzza, Vedd, Süva’, Yeğus, Yeuk, Nesr gibi putlar, bir zamanlar yaşamış, halkına öncülük yapmış, kurallar koymuş, izinden gidilmiş insanlarmış.

Zamanla her şey koktuğu, çürüdüğü gibi, bunların kurallarını da bozmuşlar, çığırından çıkarmışlar, belirli adamlar onlar adına konuşur olmuşlar ve kendi çıkarları için koydukları kuralları da onlara söyletmişler ve herkes üzerinde baskı kurmak için taştan, ağaçtan heykellerini dikmişler.

Sevgili Peygamberimiz, insanın insana tapınmasını, her şeyi yaratana, kulluk yapılmasını sağlamak için, “La ilahe İllallah Muhammed Rasülüllah/Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur. Muhammed O’nun elçisidir” diyerek, gönülden inanarak söylemeye davet ettiğinde:

“Tanrıları, tek bir ilah mı yapacak? Bu şaşılacak bir şey!

Onlardan ileri gelenler yürüdüler ve: Yürüyün ve tanrılarınız üzerinde direnin. Sizden istenen şey işte budur, dediler” (Sad süresi ayet 38/5-6).

Kur’an ayetlerini okurken, “Bir zamanlar insanlar ne geri zekâlı imiş” demeyin aynı hastalıklı, şeytani damar devam ediyor.

“Kulluk” birinin veya birilerinin dediğini kayıtsız şartsız kabul etmek ve ona göre yaşamaktır.

1960’lı 70’li yıllarda komünistlerimizin çok az ama en etkili kısmı her şeyiyle Marks’ın Kapital’ine bağlanmışlardı.

Onlara karşı direnenlerin çok azı ama çok etkili olanlar da Batı’nın kriterlerini her şeyin üstünde görüyorlardı.

İşte buna tapınma denir.

Marks’ın kriterlerini Lenin, Stalin ve ondan sonraki yöneticiler yetmiş yıl (1922-1991) uyguladılar, Moğolistan’dan Yugoslavya’ya kadar, yetmiş yılda yetmiş milyon insan öldürmüş, bir o kadar da sürgünlerle uğraşmış ve sonunda devlet şirketinin iflasını dünyaya ilan etmişler.

Mutlaka ileri geçen, önderliğe soyunan her insanın farklı bir şeyler söylemesi ve bir kısmının faydalı olması olabilir ama insan düşünceleri insan ömrü gibidir.

Yetmiş yıllık ömür sahibi birinin düşünceleri de bir o kadar yaşamış ama yetmiş milyonun kanına, bir o kadarının gözyaşının akmasına sebep olmuş.

Sevgili Peygamberimiz 23 yıl tebliğden sonra vefat etmiştir.

Vefatının üzerinden 1388 yıl, hicri takvime göre 1432 yıl geçmiş ama getirdiği din, bir insanın uydurduğu olmadığından zamanı ve mekânı ve de bütün yaratılmışları yaratanın dini olduğundan, yeni açılan gül goncası gibi, toprağa değmemiş yağmur damlası gibi tazeliğini korumakta.

Sevgili Peygamberimize karşı putlarının kriterleri etrafında birleşip ona harp açanlar, ilaç şişesini kırmaya yönelen hastalar gibi davranmışlar, öldürmek için saldırmışlar ve sonunda hicrete zorlamışlar.

Sonunda ne olmuş, o hastalıklı adamların birçoğu Müslüman olmuş veya birçoğunun çocukları Müslüman olmuş.

Prof. Dr. Muhammet Hamidullah’ın Hazreti Muhammed’in Savaşları adı altında Fransızcadan Türkçeye terceme edilen kitabında Sevgili Peygamberimiz, 23 yıllık peygamberliği döneminde iki milyon beş yüz bin metrekarelik toprak üzerindeki insanların hepsi Müslüman olur ama bütün savaş meydanlarında şehit olanlarla kâfir tarafından ölenlerin sayısı 240’tır.

Kâfirlerin tarihinde böyle bir şey görülmemiş, duyulmamıştır.

“Çağdaş kâfirler, çok medeniler” derler ama akşam haberlerinde Afganistan, Irak, Suriye, Afrika, Vietnam, Libya,  Güney Amerika’da her gün öldürmelere devam ettiklerini işitiyoruz.

Irak’ta Bush oğlu Bush döneminde bir yılda bir buçuk milyona yakın Müslüman öldürdü Amerika.

Avrupalıların kendi aralarında İngiltere, Fransa ve Rusya İtilaf Devletleri ile Almanya, Avusturya-Macaristan krallığı ve Osmanlı İttifak Devletleri arasındaki Birinci Dünya Savaşı’nda dokuz milyon insan ölmüş.

İbret alınmış mı? Değil.

Orta doğudaki savaş, bundan sonrakilere ibret olmayacak.

Kâfir, öldürmeye odaklı,

Müslüman yaşatmaya odaklı.

Endülüs’ten Hıristiyanların katliamından Osmanlı’ya sığınan Yahudilerin kurduğu 500. Yıl Vakfı, aslında kimin öldürme peşinde kimin yaşatma peşinde olduğunu gösterir.

Hemen akla, “Osmanlı, Endülüs’teki Müslümanları neden kurtarmadı” fikri gelebilir.

Kurtardığının cevabı: 14.12.2020 Pazartesi günü.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.