Aşk var meşk yok

Sınıfta, 1975-79 yılları arasında Arif Etik merhuma, mücahit arkadaşlardan biri sordu, “Hocam, bu şehrin en alim hocası diye bilinen, filan, ve filanlar, neden çıkıp meydanlarda İslam’ı haykırmazlar?”

Hocam Arif Etik hoca, arifane bir şekilde, “Çünkü o meydanlarda hocalarının idam edildiğini, talebesini de getirip seyrettirildiğini ve âleme ibret olsun diye birkaç gün meydanda asılı kaldığını gördüler de ondan” deyiverdi.

Okulda bir arkadaşımız vardı. Okula gelip-gidişi bile insana saygı duyma hissi verirdi.

Öğrendiğime göre dedesi hafızmış, kardeşleri hafızmış, çocukları hafızmış, şimdi bu günlerde torunları ve torunlarının torunları da hafız.

Hocalarının asıldığı günlerde, “Aman bu dinin aslı kaybolmasın” demişler ve gizli gizli hafız olmuşlar ve evde kendi çocuklarını hafız yetiştirmişler.

“Hafız yetiştirmişler ama manasını öğrenmemişler.”

Evet, öğrenememişler ama ben biliyorum, torunlar manasını da öğrendikleri gibi sessizce öğretmeye devam ediyorlar.

İslami çizgide hizmet eden veya ettiğini zanneden hiçbir Müslüman’ın aleyhinde tek kelime kullanmıyorlar.

İşlerine bakıyorlar.

Örnek oluyorlar.

Adını da vermiyorum.

Çünkü;

Turgut Özal merhumun başbakanlığı zamanında İç Anadolu illerinden birine hâkim olarak atanan biri, altı ayda on yıllık, yirmi yıllık  davaları karara bağlamış.

Orada görev yapan hâkim arkadaşları şikâyet etmiş ve müfettiş raporuyla sürgüne gönderildiğini gazete haberlerinden okumuştum.

O günlerde yanıma gelen bir Adalet Bakanlığı müfettişine o olayı sordum, cevap olarak, “Görev esnasında birlikte çalıştığı diğer hâkim arkadaşları aşağılamaktan başka yere tayini çıktı” demişti.

Nasıl aşağılamış? O şehirde hâkimlik yapan arkadaşlarının çalışmadığını ihsas ettirmiş.

Bu tür olaylar olmuş, şu anda da olmaya devam ediyor.

En yetkili makamdakiyle beraber hafızlık yapılan okuldayız.

Yeni bir hoca atamışlar yanımızda o da var.

“Nereden geldin” dedim, söylediği şehirde bir hoca arkadaş yirmi yıla yakındır, hiç para almadan, Diyanet’in Kur’an kurslarından birinde, Eylül ayında başlayan öğrencilerine, Haziran ayında hafızlık diplomasını Diyanet’in imtihanıyla verdiriyor.

“Yeterli değil. Bu sekiz ayda Riyaz’us-Salihin isimli hadis kitabını ve bir de ilmihal kitabını tatbikatlı olarak okutuyor. Kur’an’ın kelimelerinden sızan ve kendine çekecek bir ışık alacak kadar da manasıyla da ilgilenerek eğitimini tamamlıyor. O metodu uygulasın” dediğimde, yetkili ona döndü, bakışlarıyla cevap bekledi, o hafızlık yaptıracak hoca, “Efendim, hafızlık yönetmeliğini uygulamıyor” dedi ve iş kapandı.

Olay yeni, 03 Kasım 2016 Cumartesi günü gerçekleşti.

İki binin üzerinde yetiştirdiği öğrencilerinin düğünleriyle, nişanlarıyla, mutluluklarıyla da ilgilenen bu hoca, hepsinin evde, dairede, işyerinde aynı dersi devam ettirmeleri için de takibini yapar.

Duydunuz mu?

İş yapanı değil, bağıranı duyuyoruz biz.

Bağıran da “Allah birdiiiiiir” diye bağırıyorsa yine duymayız.

Bağıran, “İslam’ın dışında kalanlara kâfir demeyeliiiiiim”  diyorsa ona kulak kesiliyoruz.

Bir zamanların mücahidi -siz de bilirsiniz- bana, “Yazılarımızda ve konuşmalarımızda Yahudi, Hıristiyan, Budist gibilere kafir demeyelim” teklifini getirdiğinde,  ben de, “Öyle ise bu günden itibaren namazında, ‘Kul Ya eyyühel kafiruuuun/Söyle, Eeeey kafirler’ diyerek başlayan Kafirun süresini okuma” dediğimde “Tamam vazgeçtim. Allah’ın kelamı üzerine söz söylemem” demişti.

İmam Ebu Hanife’nin (Rahmetullahi aleyh) el-Fıkh’ül-Ekber isimli kitabını okudunuz mu bilemem.

Akaidimiz hakkında yazılan ilk eserlerden biridir.

Okumayanlara tavsiye ederim. Kelime olarak kısacık, bir saate kalmaz ama mana olarak çok uzun.

Onun için İmam Tahavi, Matüridi, Aliyy’ül Kari gibi birçok değerli ilim ve amel adamı o kitabı şerh etmişler.

Çünkü İmam Ebu Hanife dönemi şu anda konuşulan bütün sapık konuşanların konuştuklarını önceden söyleyen adamların yaşadığı zamandır.

Ebu Hanife bunlardan birçoğuyla görüşüp tartışmış ondan sonra bu kitabını yazmış.

Kitabı okurken okuduklarınızın birçoğunun içinizden dökülüp geldiğini göreceksiniz.

1292 yıl, o bilgiler, babadan ve anadan çocuklara, hocalardan öğrencilere dilden veya kitaptan okutularak, öğretilerek, eğitilerek getirilmiş.

Kitabı dün yeniden okudum. Kaderiyye, Mu’tezile ve Mürcie kelimeleri birer defa geçmiş ve onların söylediklerinin doğrusunu yazmış geçmiş.

Onların adını yazmış ama hakaret içeren tek kelime yazmamış.

Bazen Hazreti Hasan, bazen Hazreti Hüseyin diye anlatılır.

Duyduğunuz bir olay ama ben yine anlatayım, Sevgili Peygamberimizin iki cennet çiçeği bu değerli torunlarından biri çocukken, abdesti yanlış alan birine, “Amca, ben bir abdest alayım da hatalarımı bana söylesen” demiş ve sünnete uygun bir abdest almış ve adamın yüzüne bakmaya başlayınca adam, “Yavrum sen doğrusunu yapıyorsun, ben yeniden seninkine benzer bir abdest alayım” demiş derler.

Dervişimiz, berduşumuz, radikalimiz, ılımlımız, akademisyenimiz, alaylımız hepimizde aşk var, ama meşksiz yetiştiğimizden okuduğumuz kitabı, anladığımız manayı laik kalıplarımıza dökerek sunuyoruz.

Biz farkında olarak yapmıyoruz bunu.

Kalıbımızı ona göre şekillendirmişler.

Kardeş kavgası buradan çıkıyor.

Kavgayı durdurmanın yolu, doğruyu yazalım, söyleyelim, yapalım ve yolumuza devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.