Zeytin ve Erguvan

Devasa bir medeniyet simgesi olan zeytinin görülmeyip de.

Erguvanı diline dolayan ilahiyat hocamızın açmazı anlaşılır gibi değil.

Zeytin çok büyük anlamlar barındıran bir anne ağaçtır.

Nerede bir zeytin ağacı görsem durur selamlarım, hayretle saygıyla izler yapraklarına, boğumlu kalın gövdesine, meyvelerine dalar giderim.

Medeniyet anadır zeytin.

Her din için kutsaldır.

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette geçmektedir zeytin.

Nuh peygamberin tufan bölgesine gönderdiği beyaz güvercin ağzında zeytin dalıyla döner, anlaşılır ki zeytin ağacı tufana direnmiştir, barışın, dinginliğin sembolü olur.

Yağı, meyvesi ile asırlar öncesinin kutlu medeniyet ağacından hala habersizdir, kimi Avrupa ülkeleri.

Oralara gidip kaldığınız otelin kahvaltısında beyhude ararsınız zeytini.

Oysa toprak ananın kucağına aldığı ilk bebek gibidir, zeytin ağacı.

Anadolu, Suriye, Filistin’den Yunanistan ve Akdeniz’e gidiyor.

Tıp biliminin de sembolüdür.

Mitolojinin çift yılanının sarıldığı, zeytin dalıdır.

Hala mucizeleri ortaya çıkmakta.

Virüse karşı yapraklarının kaynatılıp içilmesi konuşuldu, korona salgınında.

Çünkü doktor ağaçtır, yapraklarındaki oleuropein maddesi, zeytin ağaçlarını, hastalıklardan korur.

Yine ecza deposu yapraklarından çıkan kalsiyum elenolaten maddesi; virüs, bakteri ve mantarları yok eder.

Muhtemelen yıllar sonra bulunduğu yerde havayı temizlediği özel salgıları da açığa çıkacak, pek çok sırrına daha vakıf olunacak.

Ölümsüz olduğuna inanılır çünkü üç bin yıllık ağaçlar ayaktadır.

İlyada Destanı’nda Homeros, bir zeytin ağacına yaslanır. Zeytin ağacı; “Ben herkese aidim ve kimseye ait değilim, sen gelmeden önce de buradaydım, sen gittikten sonra da burada olacağım” der. Bu efsane ile de zeytin ağacının ölümsüz olduğu anlatılır.

Kışın da yazın da yeşil yapraklı mantosunu üzerinden çıkarmaz.

Bir yıl meyve verir, ertesi yıl vermez, dinlenir.

Zeytin ağacı, düğünlerde, doğumlarda armağan edilirdi.

Erguvana gelince.

İstanbul’ un süsü, kıyıların, tepelerin güzeli.

Boyu on metreye kadar çıkabilen, çalı tipinde, pembe ve mor karıştırılmış rengindeki çiçekleri ile meşhurdur.

Anavatanı G. Avrupa ve B. Asya’dır, Türkiye’de Marmara Bölgesi’nde görülür. Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa’nın ihanet eden havarisi Yahuda, kendini bu ağaca asmıştır. Efsaneye göre, önceleri beyaz olan erguvan çiçekleri utançtan ya da kandan kırmızıya dönmüştür.

Erguvan moru, Bizans hükümdarlarının kıyafetlerinde kullanılan bir renktir. İmparator dışında hiç kimse mor pelerin kullanamazdı.

Erguvan, Bursa’nın da asırlarca simgesi olmuştur. Bayezit’in damadı Emir Sultan’ın her yıl erguvan açma mevsiminde Bursa’da, yurdun dört bir yanından gelen müritleriyle buluşması nedeniyle 14. yüzyıldan itibaren düzenlenmeye başlanan erguvan şenlikleri, 19. yüzyıla kadar sürdürülmüştür. Şehrin ekonomisine ciddi katkı yapmıştır. Evliya Çelebi de “Erguvan Bayramı” olarak adlandırmıştır.

Yeryüzünün iki sevimli ağacı.

Zeytin ve Erguvan.

Fakat devasa fark var aralarında. Biri medeniyetin çadır anası, insanları yedirir içirir.

Öteki, narin, meyve vermeyen ancak sevimli çiçekleri ile etraftan beğeni almaya çalışan çalı.

Fark dağ ve tepe kadardır.

Çadır ana ve çiçekli çalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.