Yenilenebilenler yenilenemeyenler

Eskiden her köyün, mahallenin ve de şehrin küllüğü olurdu.

Kullanılamaz atıkların atıldığı yerde yaktığımız odunun külünden başka bir şey olmadığından o atılan yere “Küllük” denirdi.

Şimdi ise, “Küllük”lerimizin adı “Çöplük” oldu.

Etrafı yerleşim yeri olan “çöplükler”, o bölgeye ve o bölgeye yakın olan yerleşim yerlerinin baş belası oluyor.

Beş kilometre uzaktan rüzgârla gelip rahatsızlık verdiği koklanmıştır.

Bizim köyün küllüğü kokmazdı. Çünkü küllükte külden başka bir şey bulunmazdı.

Bütün atıklarımız, hayvanlarımız tarafından yenirdi.

Hayvanların dışkısını da bahçelerimizde gübre olarak kullanır ve yiyeceklerimiz tabii olurdu.

Sokak aralarında dolaşan, “Eskiciiii” diye bağıran ve evden atılacak şeyleri parayla satın alanlar ve bütün çöp bidonlarından, cam, kâğıt, plastik, demir, bakır, alüminyum gibi atıkları mahalle aralarında toplayanları selamlamadan geçmem.

Ülke ekonomisine üretenler kadar katkıda bulunuyorlar bir.

Kısa yoldan zengin olmak için dinimizin kurallarının dışına çıkanlara, canlı uyarıcı levha, billboard, ilan tahtası gibi görev yaparlar iki.

Bu mahalle arasında eski toplayanlar, kendi teriyle işin kirini karıştırarak helal ekmek kazananlardırlar bu eskiciler üç. Eskiye hiç özenmem, çünkü zaman geri gelmez.

Ama eskimizin yenimize katkısı olur.

Müzelerin kurulmasında, eski eserlerin korunmasındaki gaye yenilere destek olsun ama köstek olmasın.

Cam, plastik, kâğıt gibi maddeler, hemen dönüşüm yapabilirler ama yanan bir ardıç, çam meşe ağacı aynı durumuna gelmesi için elli yıl, yüz yıl geçmesi gerekir.

Konya’nın eski adıyla Alata, yeni adıyla Balcılar köyünün yaylasında, iki bin yaşında olduğunu söyledikleri ardıç ağacını gördüm, fotoğrafını çektim, hâlâ dipdiri.

O ardıcın biraz ilerisine ekilen bir fidan veya çekirdeğin o hale gelmesi için iki bin yıl geçmesi ve yanından da bir teröristin geçmemesi gerekir.

Yangın yerine yeni fidanlar ekilir ama bizim ömrümüz onun gölgesinden yararlanamaz.

Fidanın görüntüsü insanın gözünü rahatlatır gölgesi rahatlatamaz.

Onun için kâğıdın israfından, ağacın israfından hayvanın israfına kadar hiçbir şeyi, yaratılan hiçbir şeyi, havayı, suyu, insanı israf etmeyeceğiz.

İnsan, yenilenebilen madde değildir.

İlk insan Hazreti Adem’den son insana kadar hiçbiri diğerinin aynısı değildir.

Her birini Allah yarattığına göre haksız yere teninin bir santimetre karesine dahi çizik atılmamalı, bir damlası, insansız bir dünyadan ağır gelen bir damla kan akıtılmamalı.

Hani tarihi yerlerde bulunan eski eserleri araştırmak için yapılan çalışmalarda kullanılan malzemelerde bulunan eserin en küçük çizgisine zarar vermek o eserin milyonlarca dolar kaybetmesine sebep olduğunu bilen uzman arkeologlar kadar bari dikkatli olalım.

İnsanın en büyük israfı, ona kâfirlik mikrobu  bulaştırarak cehennem çöplüğüne atmaktır.

İnsan israfını önleme konusunda, Birleşmiş Milletler’in acilen toplanıp “Allah üçtür” diyenlerle, “Allah hiçtir” diyenlerle, ölümlü insanları, güneşi, ateşi ilahlaştıranların mikrop saçmasını engelleme konusunda, Covid-19  virüsünü önleme çalışmalarının milyon katını harekete geçirmeleri gerekir.

Suriye’yi soyma hareketinin öncüleri olan Rusya ile Amerika’nın insan ve eşya anlayışının ne olduğunu ortaya çıkarıverdi.

Milyona yakın insan öldürüldü. Beş milyonun üstünde insan yuvasından ocutuldu (korkutuldu, ürkütüldü) ve başta Türkiye olmak üzere dünyaya sığınmacı olarak dağıtıldı, kimse ölenlere ve ocutulanlara acımadı da 12. yüzyıldan kalma (Krak des Chevaliers) Haçlı Kalesi ile Roma döneminden kalma yaklaşık 2000 yıllık çöl kenti Palmira’ya yapılan saldırılarda tahrip olan eserleri öne çıkardılar.

Cibran Halil Cibran der ki: “Kral, kraliçeye kızınca, asasını kraliçenin kafasına vurur. Kralın yağcısı koşar ve ilk önce antika olan asanın kırılıp kırılmadığına bakar ve ‘Kırılmamış, kraliçenin kanından bulaşmış ve böylece asanın tarihi değeri artmış. Sakın kanı yıkamayın’ dedikten sonra kraliçenin tedavisi ile ilgilenir.”

Irak’ta bir buçuk milyon insanı öldürdükten sonra, milyonlarcasını sığınmacı haline dönüştürenler, müzelerin içini boşaltanlar, dünyanın hassasiyetini kuzey kutbunda Amerikan gemilerinin boşalttığı atık yakıt içinde boğulmaktan kurtulmak için çırpınan kuşla avladı ve eğledi bizi.

Birleşmiş Milletler’in araştırma ekibi yeni bir anlayışla Suriye’de evsiz barksız yaşayanlara, dünyaya sığınmacı olarak çıktıklarında;

Batılıların sınırlarında ne ile karşılaştıklarını,

Beş milyonun dört buçuk milyonunun neden Türkiye’de olduğunu ve sığınmacılara nasıl davranıldığını,

Afrika’da ayaklarının altındaki elmas madenini aramak için kazarken susayana su kuyusu açıverenlerin kim olduğunu araştırsın da Birleşmiş Milletler’de bir oturum hazırlasın. Türkiye’deki kanunlar, sizin kanunlarınızın kopyasıdır.

Bu yardım seven insanlar, Mekke’den Medine’ye hicret eden Muhacir ve Ensar’ın uyguladıkları kriterleri esas alanların yardımıdır.

Semirgen ve sömürgenlerin kemik yalayıcısı olanlar, bu tür yardımları yapmıyorlar.

Birleşmiş Milletler, bu semirgen ve sömürgenlerin, kemik yalayıcılığını yapanların da kurtarılması için toplantı yapmalı ve 200 devletin başkanları da bu toplantıda hazır bulunmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.