Demokrasi farklılıklara tahammüldür

Kendimi bildim bileli demokrasiden söz edilir, ülkemizde demokrasinin hâkim olması için çaba sarf edildiği söylenir. Ne var ki, çok partili hayatımızda geçen 50-60 yıla rağmen değişen bir şey olmamış, gerek iktidar sahipleri gerek muhalefet sözcüleri hâlâ demokrasinin güçleneceğinden söz ediyorlar. Söz gelimi Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan TİM heyetini kabulünde, “Önümüze çıkan fırsatları değerlendireceğiz. Demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendirerek yatırımları canlandıracak, ekonomimizi büyütecek, istihdamı artıracağız” demiş. Bu söylenenlerin hiçbirine itiraz etmek mümkün değil. Elbette demokrasinin güçlendirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki bu ülkede yaklaşık 100 yıldan beri demokrasi övgüleri, insanlığın kurtuluşu için demokrasinin önemine vurgu yapılır ama aradan geçen bunca zamana rağmen demokrasimiz bir türlü güçlendirilememiştir.

Çünkü bir türlü farklıklara tahammül duygusu içselleştirilememiştir. Siyasetimize hâkim olan üsluba baktığımızda bu gerçeği görmek mümkün. Böyle olunca da, yani farklılıklara tahammül gelişmedikçe, ısrarlı bir şekilde herkesin bizim gibi düşünmesi dayatmacasından kurtulamadığımız müddetçe daha yıllarca hep demokrasi güzellemesini dile getireceğiz, demokrasimizi güçlendirmekten söz edeceğiz, değişen sadece şartlara göre dayatmaya maruz kalanlar olacak. Demokrasinin ülkemizde gerçek anlamda yerleşememesinde demokrasiyi çıkarlarına ters bulan asker ve sivil bürokratların ikide bir siyasete müdahalelerinin de önemli rolü var. Bu arada toplumda sürekli kamplar oluşturan cepheleşmelerden medet uman siyasi kadroların da rolü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu durum Soğuk Savaş yıllarından çıkalı uzun yıllar olmasına rağmen ülkemizin hâlâ o uygulamalardan çıkamaması olarak görülebilir.

Soğuk Savaş yıllarında dünya iki kutba ayrılmış, iki tarafta muhatabını dünyayı işgal ve sömürmekle itham ediyordu. Çünkü dünyayı aralarında sömürü alanlarına ayırmışlar, sömürülerini karşı düşman ile korkutarak sürdürüyorlardı. Soğuk Savaş sona erip dünya tek kutuplu hale gelince Soğuk Savaş yıllarının batı cephesi NATO’nun varlığını sürdürebilmek için hemen yeni bir düşman icat etti. Bu yeni düşmanın adı da İslam ve Müslümanlar oldu. Böyle olunca hâkimiyetlerini/sömürülerini sürekli kılabilmek için var olan ya da olmadığı halde varmış gibi gösterilen düşmanlar sömürülerini kolaylaştırıyordu. Görünen o ki, ister dünya çapında ister ülkeler bazında cepheler ve düşmanlar oluşturmak toplumları belli anlayışlara yönlendirmeyi kolaylaştırıyor. Meseleye ülkeler açısından baktığımızda da benzer bir durum ortaya çıkıyor. AB ülkelerinde İslam ve Müslüman düşmanlığının propaganda vasıtası haline getirilmesi, özellikle seçim dönemlerinde ön plana çıkartılması da sanıyorum bunun için. Meseleye bu açıdan baktığımızda ülkemizdeki siyasi üslubun sertleştirilmesi, sürekli olarak kamplaştırmaların körüklenmesi toplumu yönlendirmede bir araç olarak kullanıldığını akla getiriyor. Böyle olmasaydı uzun yıllar bu ülkede sağ-sol kamplaşması ve çatışması sürdürülür müydü? Sözün kısası farklılıklara tahammül olmadan demokrasi güçlenmez. Hepimiz bu ülkenin birer ferdi olduğumuza göre birlik haline olunması gerekiyor. Ayrıştırarak ne demokrasi güçlenir ne de ülkemizde huzur yerleşir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.