Dünya bir handır

Öyle laf olsun değil.

Hakikaten dünya öyle büyük de değil, küçük bir han.

Bir kapısından girip fazla oyalanmadan öteki kapısından çıktığımız bir han.

Fakat ayrıksayamadığımız, anlayamadığımız bu çok konforlu, binbir renkli, incilerle bezeli handa sanmaktayız ki fazla kalacağız.

Değil.

Hiç farkında olmadan çıkış kapısı açılıp, uğurlanmaktayız.

Kekik açmış dağ yolculuğu değil elbet.

Derya deniz yelkenliler, teknelerin taşıdığı bir yolcu da değil.

Gök giysilerinin üzerimize geçirildiği.

Başımızın sert bir kayaya ya da bir tabut kapağına çarpması ile uyanmaktayız farklı bir handa.

Son günlerde bu “dünyahan”dan çıkıp gitmeler ne kadar arttı.

Üstelik hep tanıdıklar, dostlar, komşular, akrabalar…

Aynı zamanları yaşadığımız siyasetçiler, ünlüler, zenginler de kervana katılmakta.

Çocukça şaşırmaktayız, “aa o da ölmüş”.

Eski bir bakan ve başbakan kaybettik bugünlerde.

Adeta muktedirlerin başını bir an önce kaldırıp, sert tahtaya çarpmadan önce kendilerini restore edecekleri, halka ve kendi kendilerine hesap veremeyecekleri ağır yanlışları silkeleyip, elde avuçta manen ne kaldı sorgulamasını anımsatmaktadır her ölüm.

Bir virüsün dünyayı allak bullak ettiği şu son senede, ölüm köşe kapmaca oynamakta insanlarla.

Ciğeri kuvvetli olanın virüsü alt ettiği.

Biraz zayıf kalanın, karşısında kaybettiği.

Feci bir süreci yaşamaktayız.

Sınırlı bir ömrü üzerimizde taşıdığımızın farkında olmadan, el yordamıyla bulabildiğimiz bir yolu düzene sokmadan, etrafın taşlarını dikenlerini temizlemeden, hataları mubah görerek öylesine yaşamaktayız.

Ölenler, yaşayanlara her seferinde anımsatmakta.

Onlara bulunmaz bir şans tanımakta.

Yaşamın geçiciliğini, o kısacık dünya hayatı için manevi kaleleri yıkmamayı, halkın aleyhine çalışmamayı, dünyada iyilerden olmayı murat etmenin önemini.

Lakin o çarpıcı renkler, cümbüşler, pırıltılı sesler, dokununca hayatlara bir anda unutulan gerçek dünya.

Aldatıcı hanın yüksek makamlarına meftun olmalarla başlayan çözülme, düşme, kapaklanma.

Tahtlar, koltuklar önündeki kötü tirat; makamlara bunca adanmışlık, bunca ihanet ilkelere, kandırılmışlığa bunca boyun eğiş.

Ölen de muhtemelen bunları sorgulamakta.

En fazla kendisine kızmakta, hataları vicdanını acıtmakta.

Bu yüzden bilgeler, bizden daha akıllılar, ileri görüşlüler “ölmeden önce ölünüz” demekte.

Dünyada, öteden kopmama halini önermekteler.

Her birimizin yüreğine nakşolmuş ölüm kodunu anımsatmaktalar.

Üstad S. Karakoç’un, “Bu dünya, öte dünyanın bir öşrüdür” dediği gibi.

“Gayb dünyası bu dünyaya bitişiktir. O dünyadan gelinir ve o dünyaya gidilir. Gördüğümüz her şey oraya dönecektir. Ve o dünya bu dünyaya düşman değil dosttur, hocadır, önderdir, kumandandır. O dünya, bu dünyanın yetiştiricisidir. Yetiştiricide, yerine göre, elindeki çocuğu armağana da boğar, cezalarla uyarır da. Ve imtihan günü de imtihan eder.”

“Müslüman, ölümden önce ölüme hicret etmiş kişidir. Ölüm ona nice yarış birincilikleri kazandırmış bir koşu atı değil midir?”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.