Schadenfreude

Bu tabiri ilk kez Habertürk’ten Kürşat Oğuz’un bir yazısında okumuştum. Kısaca “düşene bir de sen vur”un Almancası imiş. Hatta “başkalarının talihsizliğinden duyulan keyif” olarak da biliniyormuş. Yazıyı okuduğumda insan denilen varlığın hangi “insani olmayan” boyutlara yelken açabileceğini bir kere daha düşünme fırsatı bulmuştum. Mesela Japonlarda “başkalarının talihsizlikleri baldan tatlıdır” diye bir söz varmış. Fransızlar “joie maligne” derken başka insanların ıstıraplarından alınan şeytani hazzı kast ediyorlarmış. Dünyada aşağı-yukarı bütün toplumlarda farklı şekillerde ama aynı içeriği tarif eden tabirler varmış. Belki bu duyguyu en iyi futbol taraftarları rakip takımın penaltı kaçırması veya başka bir turnuvada mesela Avrupa kupalarında yenilmesi üzerine hissedebilir. Bu şekilde olanına bu duygunun en masum olanı da denilebilir. Filozof Arthur Schopenhauer ise bu duyguyu insan doğasının en kötü özelliği, “fenalık dolu bir kalbin ve derin bir ahlaki seviyesizliğin şaşmaz göstergesi” olarak tanımlamış. Peki, bendeniz bu tabiri neden hatırladım? Kısaca ifade etmeye çalışayım.

Her şeyden önce bizim inancımız “cennete gidebilmeyi birbirimizi sevmeye bağlar”. Yani bırakınız bir başkasının içinde bulunduğu olumsuz koşullardan haz duymayı, birbirimize sevgi ile bakabilmeyi ve bütün kötülüklerin ortadan kaldırılması için birlikte çalışmamızı emreder.

Üzülerek müşahede ediyoruz ki, son yıllarda toplum olarak İngiliz filozof Thomas Hobbes’un deyimiyle “birbirimizin kurdu” olmak için kıyasıya bir yarış içindeyiz. Bizden olmayan, bizim gibi düşünmeyen, aynı partide birlikte koşturmadığımız, aynı cemaat veya tarikata mensup olmadığımız herkesi “öteki” olarak tarif etmekten ayrı bir haz duyuyoruz. Tam bir çıldırma durumu sanki. Ne çözümü var, ne tatmin eşiği ve ne de duracağı bir nokta. Hırsın bir insanı kin ve nefret sosuyla esir aldığı kısır döngü tam da böyle bir şey olsa gerek.

Bütün bunların birçok sebebi var ama bence en önemli gerekçeleri ahlaki yozlaşma ve manevi değerlerin içinin hoyratça boşaltılmasıdır. Sözde “güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen” Peygambere bağlı, özde “her açıdan ahlaksızlığı kurumsallaştıran” bir kisveye bürünmek nasıl bir ruh halidir anlamakta zorlanıyorum. Bakınız bu gidişat önce ruhları esaret altına alır, sonra da o esir ruhların eliyle bir toplumu çıkışı olmayan labirentlere getirip bırakır. Bu noktada siz artık sonu gelmez haz ve intikam duvarlarını aşmaya şartlanmış ama hiçbir zaman doyuma ulaşması mümkün olmayan birer köleye dönüşmüşsünüz demektir.

Annem arzu edilmeyen, beklenmedik bir olay veya hastalık duyduğunda hep, “Allah düşmanıma yaşatmasın, göstermesin” diye dua eder. Bu milletin fertleri birbirinin düşmanı değil ama içimizden kimileri kardeşinin, komşusunun, arkadaşının acısından, zorda kalmışlığından haz duyuyor artık. Bazen maalesef düşmanların bile aklına gelmeyecek yaklaşımlar içinde olunabiliyor. Bir insan nasıl olur da aynı havayı soluduğu bir insanın hastalığından, sıkıntısından, acısından, hüznünden veya kaybından memnuniyet duyar, duyuyor işte. Ekonomik açıdan zordaysa daha beter olsun da diyebiliyor. “Yalanın bile meşru olduğu” ailevi ilişkilerde, yangına benzin taşırken çokbilmiş bir otorite gibi davranabiliyor da. “Toprak ayaklarımızın altından kayarken” en acı veren şey nedir biliyor musunuz; hançereleri yırtarcasına bağırmak ama bir türlü duyulamamak.

Aşınan ve saldırı altında olan asgari müştereklerin olduğu bir yerde bedenler bir arada ama zihinler apayrı dünyalarda demektir. Bir toplum için asıl korkunç olan da zaten zihinsel kopuşlardır. Şunlar iktidardan gitsin de isterse memleket yıkılsın diyenlerle, şunlar iktidara gelecekse bu memleket yerle yeksan olsun diyenlerin olduğu bir yerde hangi toplumsal huzur ve iç barıştan bahsedebiliriz? Belki karşımızdakine veya üçüncü taraflara doğrudan fiziki veya sembolik bir zarar vermekten kaçınıyoruz. Ama kıskançlığın birkaç derece daha fenası olan bu duygu toplumsal birlikteliğimize zarar vermiyor mu? Kıskanç birisi kendisinin sahip olamadıklarına karşın ötekini kıskanabilir, kendisinin de sahip olmasını isteyebilir. Fakat onun başına bir kötülük gelmesini istemek herhalde “normal” sayılmasa gerek. Çocuklarda bile görülmeyecek bu durum belki olgunlaşamama ile açıklanabilir. Kişinin kendi eksiklikleri veya başarısızlıklarının başkalarında da olduğunu fark edince hissettiği bir rahatlamanın çok daha ötesine giden bu durum huzursuz, sabırsız, tatminsiz bireyler ortaya çıkarıyor. Sinemada bir tür olarak görebileceğimiz kara mizah maalesef gündelik hayatımıza böylece derinden nüfuz ediyor. Sinemada karikatürize edilerek başkalarının başına “film icabı” gelen fena olaylara gülünebilirken bunun gerçek hayata taşınması hiçbir insani değerle bağdaşamaz. Hele küresel bir salgının insan hayatını fiziki olmanın yanı sıra ekonomik ve sosyal olarak da tehdit ettiği şu günlerde birbirimizle ilişkilerimize çok daha dikkat etmemiz gerekmez mi? Duyarsızlaşmanın dalga dalga yayıldığı şu ortamda genel bir silkinmeye ve kendimize çeki-düzen vermeye ihtiyacımız yok mu?

Sonuç olarak “Schadenfreude”nin farklı dillerde bir karşılığı olabilir ama bizim dilimizde, kültürümüzde ve inancımızda meşru bir karşılığı yoktur. Aksine, İbn-i Haldun bin sene öncesinden asabiye kavramının önemine işaret etmiş ve bu duyguyu yitiren milletlerin tarih sahnesinden silineceklerini belirtmiştir. Tefrikanın giremeyeceği, yüreklerin toplu vurdukça topların bir zarar vermeyeceği bir toplum meydana getiremedikten, “seni öldürmeye geleni, sende diriltmedikten” sonra ne yaparsan yap, her yaptığın şey boş bir uğraşıdan ibaret kalır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.