Acıklı haller ve fecir toplumu

Yürek sarsan haberler tükenmiyor. Ekmeğinin peşindeki kargocu hunharca darp ediliyor, beyin kanaması geçiriyor, komada yaşam savaşı veriyor.

Sahte içki yapabilecek kadar katilleşmiş, gözlerini hırs bürümüş dolandırıcılar, insanların ölümüne sebep olmayı paradan daha önemsiz görebilmekte.

Leva, 5 Türk lirası olmuş.

Bir zamanlar Leva düşükken, daha yakın geçmişte Sofya’ya otobüslerle giderdi halkımız.

Daha ucuza gelen deterjan, kozmetik, et, kremler alırlardı.

İbre tersine döndü, şimdi Bulgarlar Edirne’ye akın edip Türk parası karşısında değerlenen paralarının sefasını sürüp, çılgınca alışveriş yapmaktalar.

Ölüm anında bile kalbimiz yumuşamıyor.

Sevmediğimiz kişiye hakaretin en fecisi yapılabilmekte.

O kişi elbet kültür ve medeniyetimize dost değildi.

Halkına düşmanca hakaretlerde bulunmuştu.

Bizim, ona benzememiz gerekmemekte.

Fikirleri ile mücadele edin fakat ölmüş şahsa onun lisanı ile hakaret etmeyin.

Yurt dışında haberler kötü, camilere saldırılar yoğunlaştı.

Amerika, konsolosluklarını kapatmakta, vize işlemlerini askıya almakta, bahanesi hazır; terör tehlikesi.

Suudi Arabistan marketlerdeki Türk mallarına boykot kararı aldı, Yunan bayrağı asmaya başladı.

Kendi gazetecisini katleden, dilim dilim edip, asitle eriten bir ülke, acınacak duruma düştüğünün hiç farkında değil.

Virüsün bu kadar can yakması karşısında artık insanlarda şüphe kalmadı, laboratuarda itinayla üretilen mikrop ne kadar can alacak hesabına düşmüş kötüler.

Bu kadar acıklı haberin yanına yine de bir demet çiçek bırakabiliriz.

Umut tükenmiş değil.

Işık yine İslam medeniyetinde.

Müslümanlığın hakiki anlamda yaşanması halinde fecir toplumu çok da uzak değil.

İmam-ı Gazali’ye göre, Müslüman’ın dışarıda bir şey yemesi yakışık almaz.

Hatta sokakta bir şey yiyenin şahitliği muteber sayılmayacak kadar kerih görülürmüş.

Zarafetin gülleri, tükenir mi?

Çocukken annemiz yemeklerimizi evde yedirir, sokakta arkadaşlarımızın yanında bir şey yersek mutlaka onlara da ikram ederdik.

Babalar evlerine akşam gelirken kapalı filelerde, kesekâğıdı içindeki yiyecekleri taşırlardı.

Şimdi her şey ortada.

Lokantalar tıka basa dolu.

Masalara yaklaşan yoksulların geri püskürtülmesi an meselesi.

Restoranlar yetmedi, sosyal medyadan yemeklerin paylaşılması.

Alamayanın, yoksulun, yaşlı, çocuk ya da hamilelerin hiç hesaba katılmaması.

Gaddarlığın, acımasızlığın, başkalarını düşünmemenin kanının, kirinin, utancının hayatın her alanına, yüreklere sıçraması.

Usta mütefekkir Sezai Karakoç’un, Kıyamet Aşısı’nda dediği gibi: “Kan toplumu değil; fecir, seher, secde toplumu…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.