İnsanlar değişir şehirler de şehirler değişir insanlar da

Fethiye denizinde son nefesini veren yeğenim Hasan Kenan Tuncer’i, Konya Musalla Mezarlığından ahiret alemine uğurlama yolculuğumuz oldu geçen hafta. Haber alıp
acımızı paylaşan okuyucularımızdan Allah razı olsun.

Fethiye sahiline çağırılan 112 ekibinin olay mahalline vardıklarında, biz kayalıklardan inmeyiz diyerek müdahale etmediklerini ve yardıma çalışan insanlarımızın biz indirelim bir bakın, yalvarmalarını kulak arkası edip gittiklerini duyduğumuzda acımız biraz daha arttı, dememizi beklemesin hiç kimse. Acımız zaten büyüktü. İki, kimden merhamet bekleyecektik?

Norveç gibi bir ülkeden, aritmisi var yahut belki Kovid’e yakalanmıştır ihtimaliyle köylüsünü, üstelik tanımadığı bir köylüsünü, hastane donanımlı bir jet uçağıyla getirten sayın Sağlık Bakanımızı biz tanımıştık ama, 112’ciler yeterince anlamamış olabilirlerdi ya da Fethiye sahili kayalıklarında yürüyen merdiven isteme hakları yazılıdır görev
çizelgelerinde. Biz bunu da bilmediğimizden Konya Selçuklu’ya geldik diyoruz giriş cümlesi olarak...

Konya Selçuklu’ya geldik.

Evlerinin karşısındaki Kılıçaslan Camiinde namazının kılınacağı sosyal medyada duyurulmuş babası ve kardeşlerince. Öğle namazı için vardığımda gördüğüm manzarayı “Selçuklu Kılıçaslan” adıyla bağdaştıramadım. Eskilerin mütenasip değil demesini anlayan siz.

Menderes sonrası hükümetlerden biri zamanında yenilenmiş camiinin merdivenlerini yavaş yavaş çıkıyorsunuz. Ahmet Haşim’in “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden” diye anlattığı Selçuklu Kılıçaslan Camii merdivenleri değil. Lakin inşaatı düşünen, planlayan ve Konya’ya camialtı çarşısı dükkanlarını kazandıran mühendisleri merdivenler dolayısıyla kınamayalım. Hükümetin, üzerlerinde icraat yapmayı pek sevdiği 65 ve üstü yaştakilerin tırmanırken tutunacakları trabzanları iki taraflı ve ortalı koydukları gibi basamakları
da az yüksek düşünmeleri herhalde takdire şayan olmalıdır.

Namazdan sonra caminin dış alanını dolanıyorum. Yani park etmiş arabaların arasında musalla taşını arıyorum. Yoktu! Galiba dedim kendime, bu mahalleden ölen olmuyor.
Çocukluğumun yaşlı ninelerinden duyduğum bir mesel geldi aklıma. Sizlerin de bildiği mezarlığı olmayan köyde ölümün olmadığını sanan bir karıkocanın başlarına gelenin anlatıldığı o meseli hatırladım.

Selçuklu Kılıçaslan Camii’nde musalla taşı yokluğunun sebebini cemaatten birine sordum. Marketin ve dükkanların arabalarının giriş çıkışlarını engelliyordu dedi. Cenaze namazı nerede kılınacak sorumu da başka camilere gidiyorlar diye cevapladı. Siz de aynı düşüncede misiniz dedim, evet dedi. Sohbetini sevmiştim hemşehrimin.

Selçuklu Kılıçaslan Camii’ne yakın bir sokakta oturuyordu ve merdiven tırmanma vaktini iyi hesap ettiğinden, ki emekli bir mühendismiş, cemaatle olmayı aksatmıyormuş. Sözü ben aldım. Size emr-i hak vaki olduğunda çocuklarınız tabutunuzu cami cami mi gezdirecekler? Vardıkları her cami, bu cami yetkililerinin ve camialtı çarşısı dükkancılarının dediğini söylerse: Başka camiye götürün! Biraz şaşırdı, neden desinler itirazını seslendirdi hemen.

Siz diyorsunuz ama; onların hakkı yok mu? Şaşkınlığı kızgınlığa dönüyor. Burada market var, dükkanlar var. Son sorum: Böyle olması Selçuklu Kılıçaslan Camii’nin bir kusuru mu, cenaze namazlarından mahrum ediyor sunuz?

Uzaklaşırken biraz daha tuttum. Çocuklarınızın, cenazenizin namazından sonra, babamızda hakkı olduğuna inananlar gelsinler, helalleşelim ilanını duyurmak isterlerse, doğru yer cemaatini tanıdığınız, arkadaşlıklar edindiğiniz bu cami olmaz mı? Öteki camilerde kim tanır sizi; hele ünlü kişi değilseniz.

İkindi vakti oldu, cenazemizi Selçuklu Kılıçaslan Camii’ne getirdik. İki üçgen demir çıkardılar faaliyete kapalı gasilhane dehlizinden. Sokağa yan yana konuldu o demirler, kıble hesap edilerek. Üzerine koyduk tabutumuzu.

Selçuklu Kılıçaslan Camii dükkanlarında ticari hayat sürerken, sokağa komşu caferlerde çağdaş yaşamlı sohbetler çene bulurken kıldığım en kısa cenaze namazının sevgili yeğenimin cenaze namazı olacağını bilemezdim.

Değişimcilerin Konya’yı da değiştirdiklerini işte böyle acı öğrendim. Ayrılana kadar da sürdü, yeni bilgiler edinmem.

Adının ötesinde Selçuklu ile hiçbir bağı kalmamış camiinin Kılıçaslan adı niye kalmış soruma, bilgi sitelerinin hiç birinde cevap yoktu.

O ad değiştirilmeli teklifimde ısrar ediyorum ve diyorum ki: Yeni adı da Kılıçlı olabilir. Sizlerin de aklına mimberdeki kılıçlı kişi geldi değil mi?

Musalla mezarlığına yürüyoruz. Caddeyi kullananların hallerinden sezdiğim bir ayrıntıyı acaba nasıl değerlendirmeliyim diye düşünürken, babasının elinden tutmuş giden küçük bir kızın farkettiği durumu benim gözümden kaçırmama hayıflandım.

Kaldırımların duvarlarla bittiği sınırlara konmuş, tüm cadde boyunu kaplayan ve adedini saymanın zor olduğu reklam panolarının hepsinde sayın Cumhurbaşkanı’mızın resmi vardı ve yarınki Cuma günü Konya’da olacağı yazılmıştı. Babasının elini tutan o küçük kızın dikkatini işte bu resimler çekmiş ve “Kaldırımlarda yürüyen insanlardan daha çok resimler var” demişti. Bir babanın yavrusunun bu tespitinden gurur duyması yeni normallerden olmalıydı. Hemen cevapladı.

“Vatanı böyle kurtarayruk” dedi, sesine sevecenlik yüklemeye çalışarak.

Tablo hoşuma gitmişti benim. Acımı neredeyse unutacaktım. O baba, ana lisanının karakterini yansıtan şivesiyle mi konuşuyordu yoksa yaşadığı yılları benimsemiş, özümsemiş, hazmetmiş bir yeni Konyalıyı mı duymuştum ben. Aklıma düşen bu soru değişimin gerçekleştiğinin ve bizim var sandığımız muhaliflerin tarumar edildiğinin bir ispatıydı aslında. Kabulde zorlansak da...

Musalla caddesinde gözüme takılan bir ayrıntıdan bahsetmiştim. Şimdi onu anlatayım. Ova şehri, düz şehir, dümdüz şehir Konya’nın bisikletlilerini gözüm aradı ama göremedim. Şampiyon bisikletçiler çıkardı hani yolları dolduranlardan. Acaba dedim kendi kendime; yakın mesafeler için dahi bisiklet aracına alışkın insanların araba kullanmaya yönelmelerinin, burada kendi arabalarını diye özellikle belirtmek gerekir mi bilmem, bir sebebi mi var?

Yanıma gelen ve başsağlığı dileme nezaketinde bulunan hemşehrime sordum bunu. Hayret eden bakışları vardı. Derya içredirler, deryayı bilmezler derler ya.... Evet dedim. Çok doğruymuş dedi. Sen dışarıdan geldin ve hemen gördün. Neyi görmüş olabilirim dedim. Ben kendi arabamla gideceğim, sen bisikletle işe git bakalım postasına, tarafını tescil ettirenlerin hallerini gördün sen. Biz derya içre yaşadığımızdan farkedemeyruk. Yani kendinizi balıklara mı benzetiyor sunuz? Konya deryasında balık olmak; balık hafızalı olmak mı derken...

Çakma görüntülü, Konya belediyesi cenaze taşıma aracı levhalı ve ücretli transporterden indirdiğimiz cenazemizi, özensiz deşilmiş mezar çukurunun başına getirdiğimizde, mezarlık güvenlikçisi tepemizde durdu. Bizim cenazemizi kaldıramadığımıza bakmadan beyaz, mavi, sarı arabaların sahiplerin gitsin arabalarını kaldırsın dedi.

Acı ve sabır. Kardeşlerinin mezarını, kardeşlerinin boyuna uzatmaya çalışan kardeşleri; “Yasin’i gözyaşında yuyan bir babayı; Fethiye’den Hasan Kenan’ımızı ellerinide getiren arkadaşlarını, eş dost komşularını; kucaklaşamadığımız akrabalarımızı ve Musalla’da yatan annesinin kucağına verdiğimiz yeğenimizi ardımızda bırakarak İstanbul yoluna düşmek kalmıştı bize. Yazımız da yenilenen Konya’ya not düşmek olsun.

ATV'LERİ OLMADI, BETV'LERİNE, CETV'LERİNE BAKIN
“Aile kurumunun ne hallere geldiğine” bakın diyor amiral kayığındaki ünlü devşirme. Başka ne diyor? “Toplumsal dejenerasyonun geldiği bu ürkütücü boyutu” görün artık diyor.

En önemlisi ne zaman diyor?

Atv kanalında “Evli çiftin çocuklarının babası komşuları çıktı” haberinin canlı yayınlanmasına tepkiler çığ gibi olduğunda diyor. Bir savunma yazısı da sen yaz emrine başüstüne çekerken diyor. Aile kurumu neden bu hallere geldi, toplumsal dejenerasyon ne vakit ürkütür oldu, gibi karşı soruların sorulmayacağını sanmayacağına göre bir devşirme, Atv kanalı m, AKP hükümeti mi şıklarından neden Atv kanalını tercih etti? Üstelik durduğu yeri önemli soruya doğru cevap olarak göstermesi de var.

“Hadi en önemli soruyu sorayım
Bu olay ekrana yansımasaydı
Mesele kalmayacak mıydı yani?”

Bir başka yevmiyeci katip de, Erdoğan’a ölümüne gönüldaşlık yapanların programındaki canlı yayın konuğunun üç saniye içinde serdettiği müstekreh bir ifade yüzünden oluşan tepkilere Atv’ye yapılan haysiyet cellatlığı diyor, savunmanamesinde. İzahı nedir bu ithamın? Atv’yi izlemenin suç olduğunu itiraftır. Tepki veren insan olmak hakkını korkusuzca
kullanacağından...

O medya grubunun yevmiyecilerine, gençlikleri öncesinde bizim yaşadığımız bir olayı anlatacağım. Çünkü kenarında kıyısında, o medya grubunun patronlarının babası da vardı, ünlü dünür kişileri yani.

Vesikalı kadınlarımızın sokaklarında da Refah Partisi’nin ne olduğu ve çalışmaları anlatılıyordu. Etkilenenler etkileniyordu. Bize oyunu vereceğini açıkça beyan eden bir kadınımıza kartelin tetikçi muhabirlerinden biri provoke maksatlı sormuştu:

Neden?

Devletimizin eline vesika verdiği o kadınımız cevabıyla bir türkümüzün ciğer delen bir mısrasını o yüzlere şaplatmıştı.

“Ben yandım, el yanmasın!”

Baba neredeydi, çocuğunun ameleleri nerede?

Teknik olarak müdahale edememişlermiş, özür dilemişlermiş, hatalarını kabul etmişlermiş...

Avam dilinde “ayak” denir buna. Ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bu halleri Simavi günlerinden kalmadır. Lakin onlar daha saygılıydılar okuyucularına.

Yaşanmış bir misali vereyim: Hafta sonu diye bir gazeteleri vardı. Tirajı çok düştüğünde dikkat çekecek bir yalan manşetle çıkartılırdı. Alto sesli bir türkücümüzün ameliyatla erkek olacağı yazılırdı mesela. Herkese çok yabancı bu konunun meraklıları o gazeteyi tüketedursun, bir sonraki hafta manşetlerinde yine o türkücümüz olurdu; özür maksatlı bir ifadeyle.

“... erkek olmuyor!”

Gazetelerinin, yarı resmi olmalarına rağmen tirajları, yaşantı masraflarını ve rüşvetlerini karşılamadığında cinsellik muhtevalı haber imalatlarından misalleri çoğaltmadan, onların yerini alan AKP medyasının bir tv programının yirmi yıllık iktidar makyajını akıttığının ispatı “mesele kalmayacak mıydı” itiraflarıyla yazıldı gazetelerine, okuduğunuz gibi...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.