Son kalemiz aile sahipsiz mi?

Bismillâhirrahmânirrahîm;
AB’YE girmek adına yapılan düzenlemelerin ardı arkası kesilmiyor. Önce, Türkiye’de aile kurumu “başsız” bırakıldı; zinayı suç kapsamından çıkaran yasa yapıldı; İstanbul Sözleşmesi ise, hepsinin üzerine tuz biber ekti. Birilerinin, tarih boyunca şerefi ile yaşamış, edep ve iffet örneği bu aziz millete düşmanlığı nereden geliyor? Aile fertleri birbirine düşürülüyor; çarpık yasaların etkisiyle oluşan cinayetler artıyor; intiharlar yaşanıyor. Aileyi saran yangını kim söndürecek?

İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamak adına Meclis’ten çıkarılan 6284 sayılı yasa, “Kadının beyanı esastır” hükmünü getiriyor. Kadın, erkek üzerine kışkırtılıyor. Hukukta en temel insan hakkı olarak bilinen “savunma hakkı” yok sayılıyor. Erkeğin bu hakkı gasp ediliyor. Bunca cinayetler, rezaletler yaşanırken de, ülkenin sorumluluk mevkiinde bulunanlar olayları “lâf”la geçiştiriyorlar.

21 Eylül günü Bursa’da bir olay yaşandı. Bir aile babası, evde karısını, başka bir erkekle zina yaparken yakaladı. Kadın, kendilerini rahatsız ettiği gerekçesiyle eşinden şikâyetçi oldu. Evinden uzaklaştırılacağını gören baba dehşet saçtı. Karısını bıçakladı. Zina halinde yakaladığı erkeği öldüresiye dövdü. İntihar etmeye kalkıştı. Polisler tarafından yakalanılıp adliyeye götürülürken gazetecilerin, “Neden yaptınız!” sorusuna şu cevabı verdi:

“İstanbul Sözleşmesi var ya, ondan yaptım. Üç kere aldatıldım. Evin içinde yakaladım. Kapıyı çaldığımda, evimden uzaklaştırma kararı alınmış. Ben yandım, başkası yanmasın!”
Batı’nın pisliklerini, “düzenleme” ve “sözleşme” diyerek ülkeye getirmenin acı faturasını görüyor musunuz?

TOPLUM ZEHİRLENİYOR
SORUMLULUK sahipleri senelerden beri uyarıyor. Yöneticiler yol, köprü, gaz, çılgın ve çağı yakalayan projeler gibi algılarla ailedeki yangını dikkatlerden kaçırıyor. Medyanın büyük ekseriyeti halkı Müslüman bir ülkeyi temsil etmekten o kadar uzak ki! Avrupaî bir zihniyete sahipler. Nesiller de bu etki altında yetişiyor. İşte ülkenin geldiği nokta: Son bir ankete göre, öğrencilerin yüzde 76.2’si yurt dışında yaşamak istiyor; yüzde 77.6’sı ise torpilin yeteneğin önüne geçtiği görüşünde.
Geçtiğimiz günlerde, bir TV kanalında toplum dokumuzun zıddı bir “iğrençlik” yaşandı. Kocasıyla birlikte programa katılan bir kadın, DNA raporu ile, çocuğunun başka birinden olduğunu açıkladı. Bu “iğrençlik” sanki meziyetmiş gibi “ son dakika” haberi olarak yayınlandı. Sosyal ağlarda “çirkef”, “rezalet”, “ahlâksızlık”, “utanç kaynağı”, “berbat yayıncılık” gibi ifadelerle olaya tepki gösterildi.
İhsan Şenocak hocaefendi ürpertici gerçeği paylaştı: “Evli bir kadının, başka bir erkekten çocuk yapmasını masum bir hadiseymiş gibi gösteren TV kanalı din ve ırz düşmanıdır. Hiçbir işgal ordusu fuhşu özgürlük olarak pazarlayan bu TV kanalı kadar tahribat yapamaz. Bu topraklarda hiç kimse, bir kadının zinakâr olmasının tescilini, ‘Elhamdülillah’ diyerek meşrulaştırmaya cesaret edememişti.” (28.08.2020)
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, “Bu programlar toplumun çöktüğünün işaretidir” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu tür programlar Avrupa’da yayınlanmaz. Bunlarla toplumun tamamı zehirleniyor.” (30.08.2020)

AİLEDE YANGIN VAR
PROF. Dr. Nevzat Tarhan, boşanma hızının, evlenme hızını geçtiğini hatırlatarak ailedeki yangına vurgu yaptı: “Sosyal politikalarımızı revize etmeliyiz.” (14.08.2020)
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ise, değişimlere karşı aile yapımızı güçlendirmeye çağırdı: “Yabancılaşmış değerlerle aile yapımızı koruyamayız.” (14.08.2020)
İstanbul Sözleşmesi’nin metni Avrupa Konseyi tarafından hazırlandı. Önerilen model, bizim toplum yapımızın tam zıddı! Kadın ve aile ile ilgili düzenlemeleri ancak TBMM ve halkın seçtiği milletvekilleri yapar. TBMM ve milletvekilleri yabancıların hazırladığı metinlerin “onay makamı” değildir. İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan hükümet ve onu TBMM’de onaylayan milletvekilleri kendi varlıklarını inkâr etmişlerdir.

Özellikle sosyal konularda, AB esas alınarak yapılan her düzenlemenin acı faturasını milletimiz ödemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin kabulü yapılabilecek en kötü tercihtir. Ülke, aile gibi en hassas bir konudaki problemini çözmekten “acizmiş” gibi gösterilmiştir. Bu düzenlemeyi Meclis ve milletvekilleri yapmayacaksa, Meclis ve milletvekillerinin görevi ne?

Kadın ve aile ile ilgili düzenlemeyi Avrupa Konseyi yapacaksa “millî” ve “yerli” olmayı nasıl izah edeceksiniz? Aile en sıcak, en mahrem alanımızdır. Aile kurumunu korumak anayasal bir görevdir. Toplumumuzun son kalesi daha fazla örselenip yara almadan, daha fazla can yanmadan yöneticilerimiz üzerlerine düşen görevi yapsınlar. Ali İzzetbegoviç der ki: “Ülkeler işgale uğradıkları zaman değil; düşmanlarına benzedikleri zaman yıkılır.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.