Tağuta karşı kâfir olmakla görevliyiz

Çok sevdiğiniz, saydığınız, “İşte gerçek Müslüman” dediğiniz insanlardan sizi hayal kırıklığına uğratan olmadı mı?

“Nasıl yaptı bunu, bunu ondan beklemezdim, kim bilir neler yaptılar da döndü” dediğiniz olmadı mı?
Oldu. Bal gibi veya zehir gibi oldu.
Olandan şikâyetin anlamı yok.
Olacağa bakalım.
Anadolu Ajansı’nın verdiği habere göre, ABD Cumhurbaşkanı Donald Trump, Suud’u ziyaretinde, “Kral Salman’ı severim, ama ona dedim ki,
‘Bak Kral, biz seni koruyoruz.
Biz olmazsak iki haftaya burada olmayabilirsin.
Kendi ordunun bedelini ödemelisin, ödemeye mecbursun” dedi. 03.10.2018 Fotoğraf: Dursun Aydemir, Haber: Emre Aytekin.
Tabancayı alnına dayıyor. Kafasının arkasına dayamıyor. Alenen ve resmen tehdit ederek dediğini yaptırıyor ki, başkalarının yüreklerine korku salsın.
Tehditte birinci derecede saltanat. “Krallık elinden gider” diyor.
En küçük makamdan en büyüğüne kadar, her yetkili, “Ben bu makamda olmazsam bu kurum yürümez” mantığına esir olurmuş.

Onun için saltanatı, servetin ve şöhretin önüne alanlar, saltanat sürebilmek için kâfire hizmetçi olmayı bile göze alabilecek kadar zayıflar.
Trump, kralı korkutuyor, kral da kendi emri altındakileri korkutuyor.
Korkuturken de kendi saltanatını değil, Mekke-i Mükerreme’yi ve Medine-i Münevvere’yi korumak için bu zillete katlandıklarını söylüyor alt taraftakilere.
Alt taraftakiler de, Kral Selman’ın oğlu tarafında toplatılıyor, bir otelde zorunlu ikamet esnasında zorunlu olarak boyun eğdirme eğitiminden geçiriliyor.
Herkesin bir dayanma gücü vardır.
“La havle vela Kuvvete illa billah/Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur” deriz, öyle de iman ederiz ama şakağımıza dayanan tabancaya boyun eğeriz.
Ecelin değişmeyeceğine iman ederiz ama canımızı almaya gelenin önünde boyun eğeriz. (Bak: Nahl Süresi, ayet 16/61)

Maişetimizin Allah tarafından taksim edildiğini bilir ve iman ederiz de “Ekmeğimizden olmayalım” diyerek nice zilletlere boyun eğeriz. (Bak: Zuhruf Süresi, ayet 43/32)
Birleşik Arap Emirlikleri’nde ve diğer ülkelerde krallara boyun eğen ulemaya ağır hakaretler yapmayalım.
Dinden çıkarma görevini üstlenerek kendimizi de günaha sokmayalım.
Çok sevdiğiniz, saydığınız, beğendiğiniz insanların Türkiye’de nereden nereye savrulduklarını gözünüzün önüne getiriniz ve buna rağmen Müslüman kalmaya çalıştıklarını gördüğünüz gibi, oralardaki ulema için de öyle düşünün.
Yaptıkları ve söyledikleri kötü şeyleri tasvip etmeyelim ama ikrah/zorlama altında olduklarını bilelim ve gücümüz oranında yumuşak ifadelerle yanlıştan dönmenin ve doğru olanın yapılması gerekenleri başta kendimize ve sonra onlara anlatmaya çalışalım.
Krallar gelir gider ama, halk devam eder.
Halkı yönlendirenlerle, ılıman kelimelerle ilgilenelim.
Şahsen tanıyanlar, dernek veya vakıf olarak tanışanlar, ticaret ilişkileri olanlar, birlikte bir iş yapanlar… Amerika korkusuyla İsrail’e yaklaşanları uyarmaya devam etsinler.
“Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız.” (Hud Süresi, ayet 11/113)

Her zalim şahıs veya devletin zulmetmek için kullandığı kişilerin ölümü de o zalimlerin elinden olurmuş.
“Kendi arkadaşına, kendi devletine, kendi dinine ihanet eden, bana da ihanet eder” diyerek onu işkence ederek öldürürmüş.
Bunun istisnası olmamış.
Ayette haber verilen, “Size ateş dokunur” kelamı bu dünyada bile gerçekleşiveriyor, ahiretteki daha şiddetli olacaktır.
Baskı, zorlama, tehdit, şantaj… altında olan ulemanın eliyle ve de diliyle kötülükleri engelleme gücünü bulamadığında buğz etme durumunda kalmaları tavsiye edilebilir.
Halep’te geçen hafta vefat eden hadis âlimi Nureddin Itr, rejimin ihanetlerine sessiz kalarak tepkisini sürdürürken medresesinde hadis dersleri vermeye devam etmiş.
Biz, kendi şartlarımızı biliyoruz ama onların şartlarını bilmeden ahkâm kesiyoruz.
Onun için ülkemizden örnek vererek başladım.
Biz, servet edinmekle memur değiliz.
Bir saltanat sürmekle de memur değiliz.
Biz, şöhrete kavuşmakla da görevli değiliz.
Biz, yaratanımıza kulluk yapmakla ve de kendini tanrı sayanları yok saymakla, yani kâfirlere karşı kâfir olmakla görevliyiz.

Rabbimiz buyurur:
“Dinde zorlama yoktur. Gerçekten doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tağutu (Allah’tan başka kendisine boyun eğilen şahıs, kuruluş veya putların) kâfiri olup, inkâr edip Allah’a iman ederse o, kopması olmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işiticidir, bilicidir.” (Bakara Süresi, ayet 2/256)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.