Önyargı zehirler

Türkiye’nin temel sorunu daha önceki bazı yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi “asgari müştereklerin korunamaması” sorunudur. Her tartışmada, her gelişmede karşı tarafın ne dediğini dinlemeden doğrudan muhalif duruş göstermek, ne yazık ki bir maharetmiş gibi takdim ediliyor. Bu anlayış ülkenin bütün enerjisinin içerde tüketilmesine sebep oluyor. En büyük kayıp da bu. Kamplaşma, ayrıştırma, ötekileştirme toplumun tamamı için iyinin, doğrunun aranıp bulunmasına engel oluyor. Bu durum kırılganlığı artırıyor. Millet olabilmenin temel vasıflarına çok büyük zararlar veriyor. İnsanları sürdürülebilmesi mümkün olmayan bir yola mecbur ediyor. Yani ifrat ve tefrit arasında gidip gelen toplum sağlıklı bir yol alamıyor. Aslında herhangi bir tartışma konusunda, gri alanları anlamaya çalışmayan insanların doğru sonuca ulaşabilmelerini beklemek aşırı iyimserlik olur. Böyle bir zihinsel kurguya teslim olmuş kişilerden, “ötekinin” kimliğine bakmadan ne dediğini anlama gayreti içinde olmayan insanlardan genelin itibar edeceği, ittifak edilen kararlar da çıkamaz.

Bu uzunca girizgâhı neden yapma ihtiyacı hissettik? Çünkü Türkiye’de “toprak ayağımızın altından kaymaya” devam ediyor. Siyaset kurumu gün geçtikçe yara alıyor. Siyasilerin kullandıkları dil ise sokağa nefret olarak yansıyor. Kin ile birbirlerine bakan aynı binayı, sokağı, mahalleyi paylaşan insanların mutsuzlukları sürekli artış gösteriyor. Ülkeyi yöneten iktidar olduğuna göre en başta bu sorunu çözme sorumluluğu aslında onlardadır. Ancak iktidar böyle bir sorunun varlığına bile inanmayan bir görüntü veriyor. Bunun yanında “tabanı konsolide etmek” dürtüsünün belirleyici olduğu bu siyasi atmosferde, sanki iktidar bu sorunu özellikle destekler bir hava içinde hareket ediyor.

Bilinen bir gerçek şudur; tartışma kültürü bir toplumun gelişmişlik seviyesini gösteren en önemli karinelerdendir. Bu noktaya bakarak o toplumun neleri hedeflediğini, gelecek projeksiyonunu çok rahatlıkla yorumlayabilirsiniz. Lisede üzerimdeki emeğini her daim minnetle andığım edebiyat öğretmenim Ferhan Tekin Hanımefendi bir derste, “Eşimin herhangi bir konuyla ilgili bana ‘saçma’ ifadesini kullanması beni çok yaralar” demişti. Bendeniz de şimdi, “Bizler toplum olarak literatürde olmayan(!) her türlü hakareti bulup çıkaran, bunları kullanmaktan çekinmeyen bir noktaya nasıl geldik?” diye sormadan edemiyorum.

Bunlar neyi gösteriyor?

İnsani ilişkilerimizde her geçen gün zemin kaybediyoruz. Kul hakkı kavramını sadece insanın cebinden para almak olarak gören insanlara dönüştük. Yeni bir çıkışa ihtiyacımız var. Birbirimizi yeniden fark etmek gibi bir anlayışla buluşmamız şart. Farklılıklarımızın düşmanlık sebebi olmadığını idrak etmek zorundayız. Şimdi sorun gibi algılanmayan birçok şey aslında bir yerlerde sessiz sedasız birikiyor. Geliniz iş işten geçmeden, bu biriken kötülüklerin hep birlikte tahliyesini sağlayalım. Bu coğrafyada ayakta kalmanın ön şartı asgari müştereklerimize olan bağlılıklarımızdır. İster iktidarı destekleyiniz, isterse de muhalif bir bakışınız olsun, hiç fark etmez, şu gerçeği her birimiz zihinlerimize kazımalıyız. Önyargı zehir gibidir. Girdiği bünyeyi er ya da geç teslim alır ve en başta o bünyeye zarar verir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.