Mekânın cennet olsun Nevzat kardeşim

Acı insanın yüreğini dağlarken yazı yazmak zorlaşıyor. Alınan bir acı haberin ardından insan genellikle iç dünyasına yöneliyor, geçmişe uzanıp gidiyor. Böyle olunca da bilgisayarın başına geçtiğimde kafamda oluşturduğum konu bir anda parçalara bölündü, bir düşünce karmaşası yaşamaya başladım. Böyledir diye de bilgisayarı bir kenara iterek yazı yazmaktan vazgeçmek mümkün değil. Çünkü işimiz bu. Sadece köşe yazısı konusunda değil. Bir gazeteci en acı olaylar karşısında bile haberini toplamak ve haber merkezine ulaştırmak durumundadır. Çünkü işi odur. Normal şartlarda böyle iken bir de yaklaşık 45 yıldır tanıdığınız, birlikte omuz omuza mücadele verdiğiniz, iyi ve kötü günlerinizi paylaştığınız bir dostunuz, bir kardeşinizin vefat harbini alınca içinizdeki karmaşa bir fırtınaya dönüşüyor.

Yazmayı düşündüğüm konu yüz yüze eğitimin 21 Eylül’de başlayacağına dair açıklamayı değerlendirmekti. Salgın sebebiyle önceden ilan edilen okulların açılma tarihinin 31 Ağustos’tan 21 Eylül’e ertelenmesi ve bu durumun eğitime vereceği zarar üzerinde durmak idi. Ancak oğlumun telefonda, “Baba Nevzat Arabacı ağabey vefat etmiş” demesi bir anda kafamdaki her şeyi tersyüz etti. Oğluma cevap bile veremedim. Daha sonra aradığım bir ortak dostumuz ile de konuşamadım. Sadece karşılıklı ağlaştık. Biraz sonra bir başka ortak dostumuz aradı. Onun sesini duyunca da bir anda konuşamaz, oldum. Boğazımda düğümlenen acı gözyaşına dönüştü.

Telefon görüşmeleri devam ederken o sessiz, kendi halinde Nevzat kardeşin ne kadar çok seveni olduğunu gördüm. Bu arada genellikle sevdiklerimize yönelik duygularımızı sağlıklarında hiç sorgulamadığımızı, sevdiklerimizi sevdiğimizi anlamak için ille de ölmesi gerekmediğini düşünmeye başladım. Yani sevdiklerimize sağlıklarında bu sevgimizi sözlü ya da davranış olarak niçin göstermeyiz sorusunun cevabını araştırdım.

Nevzat Arabacı, bir eylem adamıydı. Duygularını sadece laf planında ifade etmez, düşündüğünü imkânı dâhilinde hayata geçirmeye çalışırdı. Bir kardeşinin maddi ya da manevi bir derdi, bir sorunu mu var, ona çözüm bulmak için hemen harekete geçer, kendisi çözüm bulamasa bile bulacağını düşündüklerini devreye sokardı. Bu bakımdan laf değil eylem insanıydı diyorum. Özellikle de desinler ya da reklam olsun diye bir şeyler yapmaz, onun tek ölçüsü Allah’ın (CC) rızasını kazanmaktı. Eğer bir tanıdığı bir konuda yardım istedi de onu gerçekleştirememiş ise uyku uyuması mümkün değildi. O isteği yerine getirmek için çevresindekileri kırmak pahasına kendini sorumlu hissederdi.

Tüm bunları Nevzat kardeşimi övmek için yazıyor değilim. Çünkü onun buna ihtiyacı yoktu. O, inandığı davanın delisiydi. İşin tüccarlığına hiç soyunmadı. Bu değerlendirmeyi yaptıktan sonra sanıyorum Nevzat kardeşimle ilgili başka bir şey söylemeye gerek yok. Elbette bizler de bir gün bu dünyadan göçeceğiz. Ancak şu anda bizlere düşen ahirete yolcu ettiğimiz kardeşlerimiz için dua etmek, Allah (cc) mekânlarını cennet etsin, tüm yakınlarına ve sevenlerine sabır versin.

 Son olarak koronavirüs salgınından hayatını kaybeden tanıdıklarımın sayısının artıyor olması, salgından korunmak için tüm çağrılara rağmen bazı tiplerin vurdumduymazlığı insanı daha çok tedirgin ediyor. Bu tiplere bir kez daha kendinizi düşünmüyorsanız başkalarının hastalığına sebep olmanın manevi sorumluluğunu hatırlatmak istiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.