Niyet hayır, akıbet/sonuç hayır

Yıllar önce Uğur Dündar, haftada bir akşam önemli olayları detaylı araştırıp sunuyordu.

Benim konuşmalarımda örnek olarak verdiğim o olaylardan birinde, Gaziantep’te bir vatandaşımızın, gece saat 24’ten sonra eve dönerken, bir lokantanın, çöp bidonuna yemek döktüğünü görür.

Lokantacıya bu döktüklerini her gece gelip alabileceğini ve mahallesinde günlük yiyeceği bulamayanlara dağıtacağını anlatınca lokantacı razı olur ve her gün iki kovayla gelip alıp götürür.

Diğer lokantacılar da o gün satılamayanları ona vermeye başlayınca lokantacılar ve hayırseverler bir kamyonet alıp üç kazan koyup binlerce insana yemek taşındığını anlatmıştı.

Hala devam ediyor mu bilmem.

Ben bunu birçok konferansımda yardım için illaki paraya ihtiyaç yoktur.

“Yardım yapmaya meyil, niyet olması gerekir” diyerek anlatmaya çalışıyordum.

150 yıl önce, medrese hocası, köy düğününe davet edilir.

Düğün yemeğinden sonra köyün meydanında delikanlılar kendilerine göre eğleniyorlar. Medrese hocası da onları düğün sahibinin evinin camından seyrediyor.

Medrese hocasının dikkatini çeken, bir delikanlının oyunu herkesinkinden farklı ve çekici olmasıdır.

Medrese hocası, “Eğlenceden sonra onu bana getirin” der.

Delikanlıyı getirirler. Hoca efendi onun eline biraz para verir ve Mısır’a gitmesini, Ezher Üniversitesi’ni bitirip köyüne dönmesini söyler.

Delikanlı da denileni yapar ve gider.

Yıllar sonra köy muhtarına bir mektup gelir; “Filan gün dokuz tane katırla Mersin limanında hazır olmalarını” söyler.

O gün gemiden inen delikanlının dokuz katırla taşınan kitapları köye getirilir.

O delikanlının köyü ve etrafındaki 15 kadar köy hâlâ bu gün bile en az bozulan köylerdendir.

Yani, medrese hocasının, o delikanlıdaki, ma’deni görmesi, o ma’deni işleyecek atölyeye göndermesi ve köyüne gelince çevre köylerle beraber kendi köyünün de hepsinin birer elmas parçasına dönüştürülmesi sağlanmış olur.

Fert/birey olarak herkes, dernek, vakıf gibi kurumlarda çalışanlar olarak yine herkes, altın madeni, elmas madeni, gümüş madeni petrol kuyusu gibi yerleri keşfetmeden önce dünyanın en değerli varlığı olan insanı keşfetmeli. Çünkü diğer madenleri keşfedecek olan da insandır.

İmamlar, öğretmenler, her öğrencinin yaratılıştan getirdiği özellikleri sonuna kadar keşfetmek ve o doğrultuda kullanmasını ona öğretmek görevimizdir.

Teneffüs zili çaldıktan sonra, “konunun devamını odamda tamamlayalım” diyen hocaları çok severim.

Zil sesini teneffüste sigaraya veya dedikoduya dalma zili olarak görenlerden ne hayır gelir ki…

Yıllar önce bir arkadaşım, “Filan profesör ağabeyimizi tanıyor musun” dediğinde, “Hiç tanışmadık ama sevmiyorum” dedim.

Tanımadığın adamı nasıl sevmezsin?

On beş yıldır aynı fakültede hocalık yapıyormuş, namazını odasında kapıyı kilitledikten sonra kılıyormuş ve hiçbir öğrencinin dersiyle, derdiyle meşgul olmuyormuş.

Benim sevdiğim bir profesör var, İstanbul’a geleli altı ay oldu. 28 Şubat’ın en sıkıntılı zamanlarında o teknik fakültede derhal bir mescit açılmasını sağladı ve öğrencilerle öğle ve ikindi namazlarında tanışıyorlar, kaynaşıyorlar, yardımlaşıyorlar. İşte ben bu türleri severim. Etliye, sütlüye karışmayan, tavaya bulaşmayan, ayıya “dayı” diyen türlerden hoşlanmam.

“Müslüman, bakıldığı zaman, Allah’ı hatırlatan adamdır” yani konuşmasa bile duruşu Allah’ı hatırlatmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.