Ayasofya asli kimliğine kavuştu

Uzun yıllar boyunca her fırsatta dile getirdiğimiz, bununla da kalmayarak İstanbul’a yolumuz düştüğünde Sultanahmet ve Ayasofya’yı ziyaret edişimizin verdiği heyecanı dün bizzat ilk Cuma namazında hazır bulunarak yaşamak isterdim. Ancak bu arzumu İstanbul’a ilk gittiğimde Allah nasip ederse yaşamak isterim. Şimdilik sabahın erken saatlerinden itibaren televizyon ekranlarından insanımızın heyecanını paylaşmakla yetinmek zorunda kaldık. Ancak bu da güzel, mutluluk veren bir duyguydu. Çünkü yılların arzusunun ve beklentinin hayata geçmiş olması insanın mutlu olmasına yetiyordu. Bu mutluluk, ferdi değil, toplumumuzun her kesimine yansıyan bir heyecan ve mutluluktu.

Ancak bugüne nasıl gelindiği, yıllar önce bir mabedin niçin bir Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrildiği sorusunun cevabının fazla araştırıldığını söylemek mümkün değil. Bu noktada insanımız bu kadar heyecanla Ayasofya’nın müzeden camiye çevrilmesine sahip çıktığını görünce akla ister istemez “Bir ibadethane ülkemizde niçin müzeye çevrildi?” sorusu geliyor. Çünkü insanımız müzeden yeniden camiye dönüştürülmesi yönündeki arzusunu yıllar boyu dile getirdi ve her dönemde ve şartta canlı tuttu.

Özellikle Ayasofya ve Sultanahmet meydanlarını insanımız tıklım tıklım doldurdu, doldurmakla kalmadı, Anadolu’dan bu günde hazır bulunmak için gelen binlerce insan meydana gelemedi. Kısacası, büyük bir özlemin son bulması unutulmaz görüntüler oluşturdu. Bu noktada ister istemez “Ayasofya’nın camiye çevrilmesiyle heyecanlandırıp bu salgın günlerinde hastalığı bile düşünmeden Anadolu’dan İstanbul’a koşan insanlarımızın bu arzusu olarak niçin 86 yıl ibadete açılamadı?” sorusu akla geliyordu. Bu sorunun bugün değilse bile önümüzdeki günler, aylarda cevabının verilmesi gerekiyor. Çünkü eğer bunca yıl ibadete açılamamış ise bunu engelleyen iç ve dış güçlerin kaynağının ortaya konulması gerekir. Bu ülkede, çeşitli dönemlerde yargıya başvurulmuş, sonuç çıkmamış, hatta “Ayasofya camiye çevrilsin” çağrılarına bazıları “Bütün camileri doldurdunuz da Ayasofya’nın açılması mı eksik kaldı” diye itirazlarını dile getirdiler. Bu yaklaşımın yorumlanması kişiden kişiye değişebilir. Ancak bu yaklaşım, insanımızın arzusuna karşı bir duruşun ifadesiydi.

Bu arada, uzun süre Ayasofya Camii’ni müzeye çeviren Bakanlar Kurulu kararındaki imzaların gerçek olup olmadığına kadar pek çok tartışmalar oldu ama bir türlü Fatih’in emanetine sahip çıkmak gerçekleşemedi. Peki bugüne kadar verilemeyen soruların cevapları bundan sonra gün ışığına çıkacak mı? Dileriz çıkar. Bazıları da ‘Hedef Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması idi, bu hedefe varılmıştır. Öyle olunca da 86 yıl geriye gitmenin bir anlamı yok’ diyebilirler. Şahsen bu kanaatte değilim. Bugüne kadar sorular hep cevapsız bırakıldığı için pek çok sorunumuz çözümsüz kaldı. Bunun da ötesinde gerçeklere ulaşmak mümkün olmadı. İnsanımız gerçeklerle değil, genellikle telkinlerle yetinmek zorunda kaldı.

Bu duygularla bugüne kadar Ayasofya müzesinin cami olması yönünde çaba gösteren, bizlerin bu mutluluğu yaşamasına vesile olan herkesten Allah razı olsun diyor, hayatını kaybetmiş olanlara Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ve hayırlı ömürler diliyorum. Çünkü olayların sadece son noktasına bakarak geçmişteki çabaları unutmak ya da görmezden gelmek en hafif ifadesiyle vefasızlık olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.