Kaleyi bekler gibi…

Sabaha kadar görev başında, sosyal medya müdavimleri. Bazen bakıyorum da sanki sahura ya da teheccüde kalkmaktalar.

Saat üçleri dörtleri gören paylaşımlar.

Hiç mi uyumazsınız.

Başka hayatınız hiç mi yok.

Kaleyi bekler gibi.

Son burcu düşürmemeye ahdetmişçesine.

Hayatın hâkimi olarak görüp de kendilerini.

Oysa yaşamın dışına itilmişliğin de göstergesi sosyal medya.

Çocukluğumda mahallemizin yaşlı kadınları kapı önlerindeki ağaçlar altında otururlardı.

Zamanlarının sosyal medyasıydılar.

Annelerimiz de bahçelerindeki kuyu başlarında ya da asma çardakları altında.

Komşuluğun ışığını söndürmezlerdi.

Balkonlarda, kırlarda, kahvaltılarda idiler.

Sadece sohbetle ilgilenilmez, elleri de çalışır, sokağın sakinlerinden evlenecek kızların yeni yuvalarına serilecek paspaslar ya da damat bohçalarına bırakılacak süveterler, karyola takımları onların kınalı parmaklarına dolanan iplerle, kale gibi örülürdü.

Ağır hastanın hatırı bilinir, onun için günün önemli bölümü harcanır, sacların altına ateşler yakılıp katmerler pişirilirdi Temmuz güneşinde.

İlle de cenazeler.

Koronanın tam karşınızdaki evden çıkan cenazeye ve yakınlarına koşmaktan sizi alıkoyan engellerinin olmadığı o mesrur vakitlerde.

O uzun bitmeyen masalsı zamanlarda.

Mevta morga bırakılmaz, evinde misafir edilir, komşular koşarlar son gecesinde onu yalnız bırakmazlardı.

Bitmedi.

Ertesi gün gasilhanelerin o kadar da yaygın olmadığı İstanbul’da.

Bahçenin duvarlarına çarşaflar gerilir, komşu kadınlar yıkardı gözyaşları içerisinde.

Ölüm öğretisine iki kalem mektup yazarak.

Şimdikilerin bilmediği, gerçi bilmek de istemediği, ilgisiz durduğu, İstanbul’un en güzel içme sularını hep yaşlı komşulardan öğrendik.

Karakulak, Yazıcı, Fındıksuyu, Çamlıca, Çırçır, Kayış Dağı, Taşdelen.

Ah o ilgisizlik.

Baktım da geçen gün bir kıraç yamaca sonradan iliştirilmiş iki üç ağaç altında piknik yapanlara.

Daha İstanbul’ un en güzel havasının sağanak olup yüreklere esintiler serptiği tepelerinden bile habersizler.

Arasan sosyal medya başından kalkmazlar.

Aylardır görmediğim ancak görsellerinden izlediğim komşum.

Kiraz ağaçlarının çiçeklerini paylaştı.

Dallarındaki kırmızı meyveleri paylaştı.

Hiç aklıma gelmezdi.

Geçti dediğimiz hastalığı nüksetmiş, haberimiz olmamış.

Selasıyla uyanıyoruz modern zamanın bizi gömdüğü uykulardan.

Ne zaman kapadık kendimizi kadim komşuluklara.

Çok değerli eğitimci yazar Necla Koytak Hanımefendi, “Pandemi sonrası tanımadığım komşuların bile kapısına gidip, bahçemde hazırlayacağım kahvaltıya davet edeceğim” demekte.

Çok haklı.

Salgın, mutlu geçmiş zamanlara hasret bıraktı.

Aile gibi çok güçlü bir sur olan komşuluk kalesi; sosyal medyanın ilmekleri ile örülmemekte.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.