Nakkaştepe’de 15 Temmuz anıları

Darbenin dördüncü yılında, Nakkaştepe’den izledim köprüyü.
İnsanlar tahta masalarda oturmuş piknik yapmaktalar.
Domates salataları, biber kızartmaları sıcak Temmuz havasına karışmakta.
İşte bu masum halkın üzerine yağdı kurşunlar.
Bu her cefaya idmanlı insanları ezmeye geldi tanklar.
Mazlumlar katledildi.


Köprü işgal edildi, o akşam uzun yoldan dönenleri, asker cebren durdurdu.
Savaş dekoruydu her yan.
Silahlı askerler girişleri tutmuş, Anadolu’dan gelen araçları geçmeleri için bırakmıyordu.
Silahları halka doğrultmuştu.


Kalabalık, izdiham, korku, belirsizlik, kötünün kötüsü olabilecek akıbet.
Gecenin karanlığı koyulaştıkça, halkın yüreğindeki korku dağılmıştı.
Ne olacaksa olsun ya da haydi bakalım ölümden ötesi yok diyen şu mütevazı sofralarda piknik yapan insanlar; hayatın bütün güzel renklerini, ailelerinin tüm neşvesini, evladı ıyallerinin kendi canlarından aziz gelen hatırlarını bırakıp da.
Kavgaya atıldılar.
Ölüme meydan okudular.

Kendilerinin bile şaştığı cesaret atlısı nereden çıkıp gelmiş; terkisine almış dörtnala uçmakta idiler.
Her şey o bir anda oldu.
Kendilerini şehit de buldular, gazi de.
Bir daha evlerine dönemediler.
Çengelköy’e her gittiğimde şehit isimlerinin verildiği durakları anons ettikçe, otobüsteki sesli cihaz.
Yüreğim daralmakta.


Yaşayacakları uzun yıllar varken.
Küçücük bebeleri, eli kınalı eşleri artlarında bırakıp da.
Koştukları cenk meydanında.
Sivillere kurşun yağdırmayacaklarını sanıp da eli kanlı subayların.
Doğdukları mahallenin, oyun oynadıkları kaldırımlarına vurulup da düşen gençler.
O ay yüzlü gök ekinlere mi yanarsın?


Yoksa artlarında bıraktıkları çocuklara hem ana hem baba olmaya çalışan eşlerinin her gün yaşadıkları hüsrana mı?
Dalga geçer gibi “ne mutlu şehit eşi oldun” diyen klavye kahramanlarının samimiyetsizliğine mi?
Yaş almış çiftlerin, sokaklarından elele geçişlerini izleyen şehit eşleri, mekik dokudukları kabristan ile yuvalarındaki sorunlarla boğuşurken, bir de bu şehit edebiyatına iyice isyandalar.

İyice kan dolmakta yürekleri acıdan.
Ne bedeller ödendiğinden, gidenin ayrı kalanın ayrı çektiği dertlerden habersiz; rahatını zerre miktar bozmayanların güllük gülistanlık hayatlarına bakıp da…
Bir yandan çocuklarının baba özlemini, bir yandan yuvalarının yarısını çökerten yar yoksulluğunu tamir edecek kelime bulamayanlara bahşetmiş gibi şehitlik destanı satanlar, susun artık.
Yakalandıkları ayrı bir titreme sonra.


Garibandan hesabın sorulup da.
Darbe sorumlusu diye hiç alâkasız insanların, bankaya sadece para yatırdıklarından, görevlerinden alınıp mahpus damlarına götürülüp de.
Darbede parmağı olan zenginlere, işadamlarına, bürokratlara dokunulmadığı o muazzam sosyal mesafeye bakıp da.
Bu yaman çelişkiye, kan kusmaları.
Gitmek mi zor kalmak mı?
Kalıp, bu dönen dolapları görmek mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.