Siyaset alanında bilek güreşinde galibiz

Seksen altı yıldır yazarlarımız ve konuşmacılarımızın, “Ayasofya’nın neden müzeye dönüştürüldüğünü” açıklarlarken yüzlerce senaryo yazdılar ve anlattılar.

Her hükümet döneminde açılmamasının gerekçesi olarak söylenenler birkaç kitap meydana getirilebilir.

Hükümet partisinin milletvekilleri de milletvekili olmadan seçim günü bir şey bilmezken, yemin merasiminden sonra sorduklarında gerekçenin çok önemli olduğunu, şimdilik bu kadarıyla yetinmeleri gerektiğini, çalışmaların devam ettiğini” söyleyerek bilmezliğini kapatıyordu.

Lozan diyenler oldu.

Atatürk diyenler oldu.

Selanik diyenler oldu.

Amerika diyenler oldu…

Ayasofya Müzesi müdürüne sordum: “Sen müdürlük yaptın. Batılı siyasiler seninle değil hükümet yöneticileriyle muhatap olurlar ama sen de bir şeyler hissedersin. Hiç Batı etkisini sen hissettin mi?”

Cevap: “Sözlü veya yazılı bir şey duymadım, okumadım. Ben uzun süre müdürlük yaptım. Amerika büyükelçisinin Ayasofya’yı ziyaret ettiği tarihleri çıkardım ve o günlerde nelerin olduğuna da baktım.

Parlamento’da veya basında “Ayasofya Açılsın” diye güçlü bir halk veya siyaset rüzgarı estiğinde elçi, devletin bilgisi ve güvenliği altında Ayasofya’yı ziyaret eder. Bence, bu bir gözdağı olurdu ve açılmazdı” anlamında konuşmuştu.

Rusya o günlerde komünist olduğundan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’ndeki cami, kilise ve havraları kapattığından Ayasofya’yla hiç ilgilenmiyordu.

Ayasofya konusunda en derin bilgilere sahip bir bürokrat da kendince bir gerekçe bulmuş ve “Fatih Sultan Mehmet’in köhneleşmiş Bizans’ı yıkarak Ayasofya’yı camiye çevirdiği herkesin bildiği bir gerçektir. Öte yandan Atatürk de çökmüş bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan yepyeni bir Cumhuriyet kurmuştur. Türklerin bu iki büyük dahisi de İstanbul’u fethetmiş, günün koşullarını dikkate alarak biri Ayasofya’yı cami, diğeri de müze yapmıştır” demiş ve överken yermiş.

Danıştay 10. Daire dün 10.07.2020 Cuma günü Ayasofya’nın cami olmasına karar verdiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı da onayladı ve Diyanet’e Ayasofya’nın devir işlemini tamamladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan akşam saat 20.53’te yaptığı konuşmada 24 Temmuz günü Cuma namazının kılınacağını açıkladı.

Çağdaş mecnunlarımızdan biri Leyla’sına aşık olmuş ama Leyla da, Leyla’nın ailesi de bu evliliğe karşı çıkarlar.

Aşık, yemeden, içemeden, uyumadan 24 saat Leyla, Leyla, Leyla, Leyla, Leyla, Leyla, Leyla, Leyla… deyince ve bu durum aylarca devam edince Leyla’nın gönlü ona doğru yönelir. Kızları isteyince aile de beğenir ve evlilik gerçekleşir.

Tam seksen altı yıl hasret çekti Müslümanlar.

“Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya, Ayasofya…” demişler.

Malezya’daki Müslümanlar, Çin ırkından olan ve olmayan Müslümanlar, Amerika’da 50 milyona yakın Müslüman, Afrika’daki Müslümanlar, özetle dünya Müslümanları sevinirken neler düşünürler bilinmez ama “Bilek Güreşinde Müslümanlar Gelip Geldi” diyorlar ve göğüsleri kabarıyor.

Anlayın niçin istediğimizi.

Bu bir bilek güreşi idi.

Kapalıyken “Eziktik” demiyorum. AA muhabirine dediğim gibi haksız yere pranga vurulan yiğit insanın yıllarca zindanda tutulması onu üzer ama ezemez.

“Camini göreceksin ama içine giremeyeceksin” dediler.

“Etrafında dolaşacaksın ama içinde namaz kılamayacaksın” dediler.

Otuz milyonduk o zaman. Kırk, elli, altmış milyon olduk hasret çeken sayısını çoğalttık hasret çeken sayısınca yüreklerimizde hasretimiz arttı.

Üniversite yılları boyunca her okuldan yiğit delikanlılarımız “Zincirler kırılacak, Ayasofya açılacak” sloganıyla yürüdüler.

Ayasofya’nın anahtarının Parlamento’da olduğuna karar verdiler ve oraya koştular.

Gidenden hiç hayırlı haber gelmedi.

Ayasofya’yı görüyoruz ama içine giremiyoruz.

İçi hakkında karar veren ve o kararı yürütenlerin iç dünyası gibi hep karanlık kaldı Ayasofya’nın içi.

Ama halkımın hasretine dünya Müslümanlarının hasreti de eklendi.

Suçsuz yere yıllarca hapis yatan ama haklılığın verdiği güçle zalimlere boyun eğmeyen yiğidin serbest bırakılırken kelepçesinin çözülmesi gibi geldi Ayasofya’nın kapılarını bütün dünya Müslümanlarının namaz kılmasına açılması.

Cami olmasını engelleyen anahtarı elimize alıversek umut dağımızın bütün dalları cesaret olup yürüyecek.

 Kaçırılan çocuğuna kavuşan ana gibiyiz.

Kurşun geçirmez cam arkasında tutsak iki sevgilinin hasret ateşiyle camı eritip kavuşmuş hali gibiyiz.

Suya kavuşan toprak gibiyiz.

Leyla’sını bulan Mecnun gibiyiz.

Esaret zincirini kıran yiğit gibiyiz.

Görüyorduk ama giremiyorduk.

Kucak açıyoruz kavuşamıyoruz.

Onlar ayaklarıyla içinde tepindiler.

Bizlerin alınlarıyla toprağı öpmemize izin vermediler.

Minareler ezana kavuştu.

Mihrap imama kavuştu.

Yağmur bekleyen toprak gibi

Rüzgar bekleyen bayrak gibi

Süvari bekleyen kısrak gibi

Bekledik.

İsmail Kandemir’den Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a kadar Türkiye’de ve tüm dünyada cami olarak açılması için çalışan, dua eden, açılışını duyunca yüreğinde sevinç meltemleri esen herkesten Allah razı olsun, iki dünyalarını güzelleştirsin.

Ayasofya’da namaza hasret bitti.

İçinde okunacak kitap olan Kur’an-ı Kerim’in ahkamının esaretine de son verilmesi duasıyla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.