Bir taşla üç kuş vurmak

Ne kötü terimlerimiz bulunmakta.

Nereden gelip dilimize, kültürümüze yerleşmişler.

Arka masadaki kadın, sohbet ettiği genç adama dakika başı bu cümleyi tekrar etmekte.

Yüzünü görmüyorum ama genç bir kadın sesi.

Delikanlı kadar olmasa da genç.

Hani şu 35 yaş gençlerinden…

Düşünsene diyor bir taşla üç kuş vuracağız.

İyice huzurum kaçıyor.

Sabah namazından sonra geldiğim bu revnaklı İstanbul tepesinin bütün güzel renklerine bir kutu mürekkep fırlatıyor kadın.

Çam ağaçları ve üzerindeki güzel sesli kuşlar bile tedirgin olup verdikleri konseri yarıda kesiyorlar.

Hani neredeyse kalkıp hesap soracağım.

Ne yaptı o üç kuş sana, niçin öldürüyorsun, o attığın pis taş ya daha fazla kuş öldürürse ya da bir insana hatta çocuğa değerse.

Bir genç kızın gözünü morartıp, yaşlı şahsı yaralarsa.

Meğer üç kuş, üç dükkânmış, delikanlı daha aklıselim davranmakta, olmaz bütün paramızı oraya yüklersek kaybettiğimizde biz de biteriz demekte.

Kadın nasıl ısrarcı, diretmekte, sesini kedi yavrusunun ekmek istediği gibi acıklı bir hale sokmakta.

Bir ara kızdı, muhatabına saydı döktü.

Ağladı, gözyaşları ile etkilemeye çalıştı yanındakini.

“Dükkânlardan birinde elbise satarız, diğerinde çanta, üçüncüsünde pijama…”

Genç adam, gel beni dinle bir kuş vuralım demekte.

Tası tarağı toplayıp seyir terasını geçip aşağı yürüyorum.

Bu güzel parkı yoldan ayırmak için demir tel kullanmışlar fakat ormanla birleştiği yerde tel yok.

Bir grup kadın ve çocuğa rastlıyorum.

Bu küçük grup, keçilerini otlatıp onlara mukayyet olmaktalar.

Bir taşın üzerine oturup küçük keçi yavrularını seyrediyorum.

Fundalıklar arasındaki otları iştahla yerken sahipleri ne kadar huzurlu insanlar.

Küçük bir yavru ile yakından ilgilenen kız çocuğunun başında keşandan eşarp, ayağında kara lastik.

Adeta yavru keçi de, onu arkadaş bilmiş kendi ailesinden çok kızla dolaşmakta.

Annelerin omuzlarında da Karadeniz keşanı, ayaklarında kara lastik.

Parkın tahta kameriyelerinden ve güzel ahşap masalarından uzak burası, bir kayanın üzerinde karpuz kesmişler ekmekleri durmakta, yemeklerini yemişler henüz doymamış küçük çocuklara besinlerini yedirmeye devam etmekteler.

Annelerden biri, arkadaşından rica ediyor: “Ben keçilerin başında durayım sen şu çocukları parkın oyuncaklarına bindiriver, çocukların hakkını yemeyelim.”

Biraz saklana gizlene keçileri ormanda otlatıyorlar.

Kaybolduklarında boyunlarındaki çıngırak sesinden onları bulabileceklerine rağmen en sessizinden takmışlar çıngırakları; orman bekçisinin görmemesi için.

Fakat o kaya üzerinde duran yenmiş karpuz, parçalanmış ekmek, çocuklar, huzur dolu anneleri, bir tablo gibi güzel sevimli keçiler; biraz önce hırslı bir konuşmanın kameriyeyi dar etmesinden çok değerliydi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.