Pazar, açgözlülük ve îsâr

Oscar Wilde, “moda o kadar aşağılıktır ki, altı ayda bir değişir” demekte.

Çok şükür kötü bir modayı daha değiştirdik. Her seçim zamanı, meydanların parti bayrakları ile doldurulması ilkelliğini geride bıraktık.

Şimdi olabildiğince sessiz bir seçim dönemi ve rengârenk bayrakların çöpünü kaldırma derdi olmayacak.

Fakat bazı alışkanlıklar modayı da çiğneyip geçtiğinden vazgeçmek mümkün değil.

Haber veriliş tarzından mı, önce hepimize güzel geldi, iyi fikir dedirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen holding sahibi, pazarı satın almış, ürünleri halka dağıtmış.

Ne dağıtma ama.

İnsanlar birbirini kırıp geçirerek.

İki saat içinde tek ürün bırakmama yarışını kazanarak.

İnsanları birbirine düşüren yine ilkel görüntüler çıktı ortaya.

Holdingin o seviyeyi yakalaması, hakkını tam olarak vermediği binlerce işçisinin karnını doyurmaması, onların emeğinden çalarak oluşturulmuş olmasın sakın, fikri üşüştü; kimimizin beynine.

Holding sahibi yağmalama hatasında pay sahibidir de, pazarı dağıtanlar çok mu masumdur.

Muhtemelen o pazara gelenlerin yarısı yoksulsa, yarısı da iyi durumda idi.

Fakat beklenen erdemli davranış gösterilmiyor, iyi durumdakiler kenara çekilmiyor. Bedava pazar malını yoksullara bırakmıyor.

Öyle bir itiş kakışa girmişler ki, ortaya seçim meydanlarındaki bayrak yarışı gibi çöp bir durum çıkmış.

Dedesini anlatmakta eski kuşak yaşlı bir zat. Dürüstlüğünü, adamlığını, hakiki insanlığını.

“8 milyar insanlığın parasını teslim edin, üstüne koyar, artırır, geri verir. Arapgir dokumaları vardı, “manusa dokuması” denen elde dokuma yapardı. Zohrap Mahallesi’nde yaşardı, evlere dokuma yapmaya giderdi. Yine bir gün bir hanımın evine “manusa dokuma” yapmaya gitmiş.

Dokumasını yaparken kadının telaşını duymaktadır, çocuğunu komşuya yollarken fısıltıyla, “git bir tas bulgur iste ki, pilav yapalım ustaya” der.

Usta o sıcak yaz günü el tezgâhında çalışırken karnı o kadar acıkmıştır ki, kadın bahçesinden topladığı domates ve soğanlarla yörenin mis gibi reyhan kokulu salatasını da yapmış, pilavı yanında tepsi ile ustanın önüne getirmiştir çocuk. Usta, açlıktan bayılacak haldedir, kollarında dokumayı yapacak derman yoktur ama yemeği yemez, çocuk ve annesinin zorda olduğunu gördüğünden, dokuma bittiğinde uzatılan parayı da almaz.

Evine vardığında, yorgun argın bir günün sonunda, “hanım çabuk yemek, açlıktan öldüm” diyor.

Yöredeki âdet, dokumacının yemeği mutlaka verilir, eşi sinirleniyor,

“İyi de herif, sana bir parça ekmek de mi vermediler?”

“Ne yemeği hatun, durumları yoktu, bir tas bulguru komşudan istedi, para da almadım.”

Elbet usta hanımından da zılgıtı yer, “Sanki biz çok mu iyi durumdayız, akşama kadar bekledim ki gelesin, para getiresin, bir sürü ihtiyaç var alalım ki tencere kaynasın.”

Evde rızık bekleyen ailesi de iyi durumda değildir fakat böyle birbirinin halinden anlayan bir devrin modası da sanki çoktan geçmiş gibi.

Bu yüzden îsâr hayli zamandır unutulmuş gibi. Eğer öyle olmasa idi, kişinin kendi ihtiyacı olduğu halde, bir başka insanı kendisine tercih etmesi olan îsâr, toplumda çok canlı olarak yaşatılabilecekti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.