En doğru istatistik

Türkiye’de oruç tutma oranı ne olduğunu Google’ye sordum.
2020 yılına ait rakam bulamadım ama geçmiş yıllara dair çelişkili rakamlar buldum.
Aynı yıl üç ayrı kurum araştırma yapmış biri yüzde 85, öbürü yüzde 75, bir diğeri yüzde 66 diye ilan etmiş.
Hepsinin doğru olduğunu, bizi yanıltmak için yapmadıklarını, araştırma yaptıkları yere göre o rakamların çıktığına inanırım.
Çocukluğumda duymuştum, hocanın biri Ramazan ayında öğrencilerine tatil vermiş.
Üç tanesini, birbirinden habersiz, ayrı günlerde İstanbul’a göndermiş.
Bayram dönüşü, o üç öğrencisini ayrı ayrı yanına çağırmış ve İstanbul’da dini hayatın durumunu sormuş.
Birincisi, “Hocam, din, iman, ibadet İstanbul’da. Ezanlar okunmadan önce camilerin yarısı doluyor. Ezan bittiğinde camiler dolmuş oluyor. Öyle zannediyorum sokaklar boşalıyor, herkes camide” diyor.
İkinci öğrenci, “Hocam, yine İslam, bizim buralarda yaşıyor. Oralarda böyle bir şey yok. Ezanlar bangır bangır bağırıyor, kimse kulak vermiyor ve caddeler dopdolu oluyor, camiye giden olmuyor.”
Üçüncüsü, “Hocam, oruç bizim buralara gelmiş. Oruç tutan adam görmek çok zor. Bütün lokantalar dopdolu, kahvehanelere sigara dumanından girilmiyor…” diyor.
Bunun üçünü de siz istatistikçi kabul edin.
“Molla araştırma şirketi” sayın.
Herkes kendini görür.
Siz, bu sene bulunduğunuz şehirde ve kendi mahalleniz veya mahalle durumunda olan sitenize bakınız.
Baba veya anne, çocuğunu bana şikâyet edip nasıl davranması gerektiğini sorduğunda ona söylediklerimin başında, “Sen o yaşta iken nasıldın, gözünün önüne getir ve ona göre karar ver” dedikten sonra anlattığı konuda ayrıca yardımcı olmaya çalışıyorum.
“Nesil bozuldu, Allah sonumuzu hayır etsin” derken aslında kendimizi temize çıkarıp çocuğumuzu tenkit ediyoruz.
Onun bunun dediğine bakmayınız, siz geleceğimizi senin kulağına üflenen değil, yaşadığına bakarak karar ver.
Şu anda bu yazıyı okuyan, dini konuda sen mi daha bilgilisin, yoksa çocuğun mu?
Kesinlikle çocuğun. İtiraz ediyorsan, çocuğunla imtihan olunuz.
Her akşam TRT 1’de Kur’an-ı Kerim yarışması var. O sesi, sedası, edası, harika olan kardeşlerimiz ayarında 1950’lerde, 60’larda, 70’lerde, 80’lerde her ilde bir veya iki tane değerli hocamız vardı. İlçelerin çoğunda yoktu.
Diyanet’in Haseki Eğitim Merkezi’nde merhum Abdürrahman Gürses ve daha birkaç tane eskilerin deyimiyle dürrü yekta/eşsiz inciyi çatlatacak hocalarımızın 1975’ten beri yetiştirdikleri değerli hoca efendiler, Türkiye’nin her il ve ilçesindeki kıraat kalitesini yükselttiler.
Ekonomik yönden bakarsak babayla oğul, anneyle kız arasındaki fark derhal göze çarpar.
60 yıl önce bizim ayağımızda yalnız kauçuktan lastik ayakkabı, ayağımızdaki suyu ter halinde emer ve her gün ayağımızı çıkardığımızda ayağımızın sorgun halini görürken bizim çocukların ayağında hakiki deriden ve kösele ayakkabılar.
“Nerde o evde yapılan mayalı ekmekler” demeyin.
Oyun oynarken acıkıp eve koştuğumuzda anamız, mayalı ekmeği ıslatıverir, üstüne biraz tuz ve biber ekerdi.
Şimdi yiyecekler arasından hangisini yiyelim tereddüdü vardır.
Bizim köyü araştırma sahası kabul edersek altmış yıl önce Kur’an okumasını bilen ve namaz kıldırabilecek durumunda olan iki kişi vardı.
Şimdi İlahiyat Fakültesi mezunu en az on kişi vardır.
Hâkim, mühendis, avukat, öğretmen olanların da çoğu namaz kıldırabilecek durumdadırlar.
Oruç konusunda kendiniz istatistik yapabilirsiniz.
Yakınlarınıza hiçbir şey sormadan kimin oruç tuttuğunu bilirsiniz.
İşte Türkiye istatistiği budur.
Lokantalar ve kahvehanelerin hepsi dolu olsa bulunduğunuz şehrin yüzde yirmi beşi olmaz.
Birkaç gecedir, sahur için uyandığımda çevremizdeki sitelerde yanan pencerelere baktım, yarı yarıya yanıyor.
Penceresi yanmayanlar, oruç tutmuyor anlamına gelmez.
Benim çocuklardan bile sabah namazına uyanan, sahur yemeği yemeyenler var.
Şeyh Sadi’nin Gülistan’ında anlattığı bir olayda, “Baba teheccüd namazı kılmak için her gece uyanırmış.
Bir gün yeni yetme oğlu da uyanmış abdestini almış o da teheccüdünü kıldıktan sonra, ‘Baba, komşularımız neden teheccüd namazı kılmazlar? Gaflet uykusundan uyanmazlar…’ demiş.
Baba, ‘Oğlum, keşke sen de uyanmasaydın da bu gıybet günahını işlemeseydin. Komşularımız, yatsı namazlarını kıldılar ve sabah namazına uyanmaya niyet ederek uyudular’ demiş.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.