Camilerin tek dostu yaşlılar…

Kabul etmek gerek.

Camiler, AVM’ler kadar gündemde değil.

Para kazandırma ya da gezilecek cazip reyonları yok.

Ancak gönülden bağlı az bir seveni bulunmakta.

Bu nedenle camilerin açılmasını bekleyen grup öyle sanıldığı gibi Müslümanların tümü değil.

Zaten camilere kimlerin devamlı gitmesinden de bu belli değil mi?

Dizleri yamalı, aybaşını zar zor getiren emekliler.

Emeklisi bile olmayan ayağı poturlu Erzurum’un, Hakkâri’nin, Sivas’ın evlat yanına sığınmış yaşlıları.

İnşaat işçileri, güneş altında beyni patlayacak gibi olduğunda öğlen arası domates ekmeğini yiyip ağrıyan başına şadırvanın suyunun serinliğine tutup, esenlik kalesi mabedin revağı altında başka iklimlere kanat çırptığında biraz olsun uzaklaşır kendisini bayıltana kadar bunaltan güneşin kor alevinden, çimento kokusundan.

Yoksullar daha ziyade gider.

Bir de garipler, dualar etmek, Yaradan’ın sevgisine, şefkatine mazhar olabilmeyi dileyenler.

Siz hiç zenginlerin, makam mevki sahibi kişilerin, okumuş adamların, aydın kesimin mescide gittiğini gördünüz mü?

Hatta böyle birisinin kazara yolu düşmüşse cami görevlisi imam, ne kadar sevinir, “sizi burada görmek ne büyük şeref”.

Nasıl mutlu olur hoca efendi.

Hiç düşünmez camiye gelmek asıl o kişiye, onur.

Sanılmasın ki sadece seküler kesim camiye gitmemekte.

Hatta azınlıkta olsa sekülerlerin camiye devam eden yaşlıları bulunmakta.

Fakat dindar bilinen, pek çok tanınmış kişi; aydın, akademisyen, ilahiyatçı, gazeteci, siyasetçi camiye adım atmaz.

Neden halkla karışmak istemez.

Lüks sitesinde cami yoktur.

Ya da uzak gelmektedir yolun karşısındaki mescit.

En önemlisi, bir yoksul tanır da evladına iş falan ister korkusu.

En garip camiler sıralamamda birincilik, zengin muhitlerin mescitlerindedir; neredeyse sıfır cemaatle hoca efendinin kıldırdığı namazlara çok tanık olmuşumdur.

Hatta şaştığım, Boğaziçi mescitlerinde dünyanın en harika manzarasının, deniz dalgalarının ayetlere vokal tuttuğu mabetlerde kimsenin olmaması kaç kez hüsrana uğratmıştır beni.

Yanındaki restoranın bol sesli, yüksek müzikli ortamının daha çok kalabalık çekmesinin şifresini bir türlü çözemem.

Tatil yerlerinin mescitleri ise erken emekli edilmiş müzeler gibidir.

Kapısına kilit vurmamak için direnmekte, belki bir yolcunun sinesine kapanıp da, yüreğini ağartacağını beklemekte.

Fakat kadın cemaat yönünden daha şanslıdır camiler.

O konuda okumuş, okumamış, zengin fakir ayrımına girmeden kadınlar mescit esenliğine daha fazla vefalıdır.

Bunu teravih namazlarından ya da tarihi camilerin vakit namazlarında kadınlar mahfilini hınca hınç dolduran cemaatten anlamaktayız.

Daha nahif ve ince ruhlu olan hanımefendiler; kubbelerini, sütunçelerini, çinilerindeki lale ve servi motiflerini izlemeye doyamadıkları bu dünya güzeli mabetlerde ne kadar namaz kılsınlar ki, usansınlar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.