Salgının düşündürdükleri

Çin’de çıkıp dünyayı adeta esir alan koronavirüs salgını yıllarca doğru kabul edilen bir takım değerlendirmelerin gözden geçirilmesine vesile oldu sanıyorum. Söz gelimi salgının ilk günlerinde Çin’i itham eden ABD başkanı Trump, salgın ülkesine gelip dayanınca bu defa Çin’e dost gösterisine başladı ve bunun arkasından da Çin’den ABD’ye bir takım yardım maddeleri sevk edilmeye başlandı. Yani, Çin’i bir takım ekonomik kararla tehdit eden ABD, birdenbire eski söylemlerini ve iddialarını bir kenara bırakarak dostluk gösterisine başladı. Denebilir ki, bir felaket karşısında düşmanlıkların bir kenara itilerek yardımlaşmanın gündeme gelmesi gayet doğaldır. Elbette, değerli olan budur. Ancak, yanar döner tavırlar sahip olunan çıkara dayalı bir anlayışın ürünü ise o zaman bu yaklaşımın gözden geçirilmesi, böylesine maddeci bir anlayışın özellikle ülkemize ve insanlığa yıllarca niçin ideal, ulaşılması gereken bir hedef olarak gösterildiğinin sorgulanması gerekmez mi?

Derdim bir Haçlı anlayışının eleştirisinden çok salgın vesilesiyle hem kendimizi hem de bize yıllarca dost ve müttefik olarak sunulmuş olan ülkeler ve medeniyetlerinin içinin ne kadar boş olduğunu görmemize vesile olursa sanıyorum bu felaketten bir ders çıkarılmış olur. Aksi halde felaket devam ederken yaşadığımız sıkıntılar felaketin arkasından unutulup gidecek, eski yanlış anlayış ve takdimler aynen tekrarlanmaya devam edilecektir. Kısacası, maddeyi esas değer olarak alan Batı medeniyeti ve temsilcilerinin dünyaya barış ve huzuru getirmesi, mutluğun temsilcisi olamayacakları gerçeğini görmek ona göre hareket etmek gerekiyor.

Böyle bir değerlendirme maddi imkânların insanlara ve toplumlara rahatlık temin edebileceğini ancak, mutluluğun toplumlarda hâkim olmasının sağlanmasına yetmediğini görmek durumundayız. Özellikle de normal şartlarda birbirlerini dost ilan eden ülkelerin, hatta bunu bir birlik oluşturmaya kadar götüren devletlerin bir felaket karşısında birlikteliklerinin çatırdamaya başlaması, bekledikleri maddi desteği görmemiş olmalarına bağlı ise bu vesile ile görülen gerçek oluşturulan birlikteliğin bile sadece çıkara dayandığını görmemize vesile olmalı diye düşünüyorum.

Bunun son örneğini korona salgını vesilesiyle çaresiz bir duruma sürüklenen İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerin Avrupa Birliği’ni sorgulamaya başlamaları, bu sorgulamalarının sebebini de bekledikleri maddi desteği ortaklarından görememelerine dayanıyor. Aslında İngiltere’nin AB’den ayrılma kararı almasının sebebi de söz konusu çıkar oluşturuyordu. Ancak bu husus fazlaca dile getirmediği için arka planda kalıyordu. Ancak, koronavirüs salgını karşısında hem maddi hem de sağlık sisteminin yetersizliği sebebiyle çaresiz kalan AB ülkelerin bu hususta şikâyetlerini yüksek sesle dile getirmeye ve AB’nin kuruluş gayesine hizmet etmediğini yüksek sesle haykırıyorlar.

Bu durumun bizi fazla ilgilendirmediği, AB ülkelerinin kendi sorunu olduğu söylenebilir. Ancak, yüz yılı aşkın bir süreden beri toplumumuza bugün AB’nin temsil ettiği ve ABD’yi de içine alan Batı genel nitelendirmesi adı altında toplumumuza örnek ve ulaşılması gereken hedef olarak gösterilmiş olması sanıyorum gelinen noktada yanlışlığı net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir diğer ifadeyle maddeci anlayışın insanlık için ulaşılması gereken bir hedef olmadığı, çünkü bu anlayışın insan ruhunu tatmin hususunda yeterli olmadığını görebilirsek Müslümanların kendi aralarında oluşturacakları birlik ve beraberliğe sadece kendilerinin değil, insanlık âleminin ihtiyacı olduğu net bir şekilde anlaşılacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.