Tarlalar, evsizler, Contagion…

Sanırım bugünlerde herkes Contagion (Salgın) filmini izlemekte.

Vizyona girdiğinde 2011 yapımı film, başarı elde edememişti oysa.

Filmi izlerken, içinde geçenlerin daha fazlasını birebir yaşıyorsunuz.

Bizdeki sumak ya da kekik gibi mucize bitkilerin her zaman acıdan rant devşirme becerisi gösterenlerin, bu filmde altın taç bitkisi ile gündemden düşmediklerini görüp şaşırmıyorsunuz.

Beterin beteri var deyip henüz marketlerin, bankaların, evlerin silahla basılıp yağmalanmadığına hamd ediyorsunuz.

Fakat filmde yarasanın domuza bulaştırdığı virüs, fazla inandırıcı gelmiyor.

Bilim insanlarının akıllarını kiraya verdiği insanlık düşmanı stratejistlerin hırsları ile virüsü fabrika ortamında ürettiklerine dair teori, her geçen gün biraz daha ağırlık kazanmakta.

Sürünün içinde tek kuzuya süt vermeye programlanmış koyunun, ikiz yavrusu olduğunda, ikisinin aynı anda karınlarını doyurduğu o harika işleyiş, yüzyıllardır doğada yan yana olan vahşi hayvanların birbirini hasta etmediği, insanlara bulaştırmadığı o uzun süreçten sonra böyle bir hastalık kaynağı, fazla inandırıcı gelmemekte.

Bizim için en hayati olaylardan biri, tarımda faaliyetlerin sürdürülebilir olması.

Zaten çalışmayı fazla sevmeyen bir milletiz.

Bu arada TRT’nin Karslı Almanlar isimli belgeselini izlemenizi tavsiye ederim.

Agust, sabahın dördünde hayvanlarının bakımını yaptığını anlattığında, çok utandım.

Biz sabahın dördünde uyanıp ve hayvanlarımıza bakacağız.

Evde kal önerisi, raflar gibi apartmanlara tıkıştırılmış büyük şehir insanını hedef almakta.

Fakat köyler ve tarım alanları asla boş bırakılmamalı, virüsten kaçarken açlığa yakalanmamak için herkes üzerine düşeni yapıp tarımsal üretimi, bir öncekinden daha ivedilikle vatan görevi bilip toprağının ekim dikim işleri için vakti kuşanmalıdır.

Devlet de, tohum, fide, gübre, mazot yardımı yaparak tarıma her zamankinden daha fazla destek vermelidir.

A. Merkel, bu kriz ortamının “2008 krizinden çok daha büyük hasar bırakacağını” söyledi ki görünen köy kılavuz istememekte.

“İtalya, temel ihtiyaçları üretmeyen fabrikalarını kapattı. İtalyan Sanayiciler Konfederasyonu Confindustria, ülkedeki şirketlerin yüzde 70’inin kapalı kalmasının, milli servete 60 ila 100 milyar euro zararı olacağını tahmin edip, ‘Savaş ekonomisine giriyoruz’ açıklamasında bulundu”.

Kıtlık, virüs kadar tehlikeli iken hâlâ insanlar, bencilce etraflarındaki mağdurlarla ilgilenmekten kendilerini muaf tutmaktalar.

Tamam, evde kal da, sen tıkınırken etrafındaki mazlumları unutma.

“10 bin evsiz risk altında.

Yaşam şartları nedeniyle vücut dirençleri oldukça düşük olan evsizler, koronavirüs salgınında en büyük risk gruplarından birini oluşturuyor. İstanbul’da yaklaşık 10 bin evsiz yaşarken, bu kişiler temel ihtiyaçlarını giderebilmek için park, istasyon ve hastane gibi kalabalığın yoğun olduğu alanlarda yaşıyor. Bu durum da evsizlerin salgına maruz kalma riskini artırıyor. ÇOTUN Derneği Başkanı, ‘Çorbada Tuzun Olsun Derneği olarak kuruluşumuzdan bugüne kadar çorbamızla ulaştığımız binlerce evsizin hem kendileri için hem de toplum sağlığı açısından sosyal izolasyon alanları oluşturulmalı. Belli alanlarda tek kişilik çadırlar mümkün olmuyorsa, küçük gruplar halinde karantina çadırları hazırlanabilir’ dedi. Salgın nedeniyle sosyal yardım kuruluşları, aşevi, hamam gibi yerlerin kapanması dışarıda yaşayan evsiz insanların, barınma, beslenme ve temizlik sorunlarının arttığını göstermekte.”

Tablo vahimleşmekte, yeni krizler sahne almak için sırasını beklemekte.

Sağlık çalışanları hastalara bakarken, asker ülkeyi korurken, bir diğer kutsal yurt borcu; tarımsal üretim, çiftçilerin boynunda.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.