Reklamı Kapat

Korona, özgürlük ve yarı açık cezaevi

Korona salgınının etkilerini azaltmak ve mümkün olduğunca en kısa zamanda ülkemizden atmak için her gün yeni tedbirler gündeme geliyor. İşin sağlık boyutu olduğu gibi ekonomik boyutu da öne çıkıyor. Çünkü ister istemez çarşı, pazar tam bir sessizliğe bürünmüş, insanlar zaruri ihtiyaçlarının dışında kalan tüketim ile fazlaca ilgilenmiyorlar. Bu arada ilk günlerde marketlere yönelik adeta saldırıyı andıran alışverişin yerini şimdilerde sükûnet almış durumda. Öte yandan 65 yaş üstü insanlara yönelik sokağa çıkma yasağı hayatın böylesine sakinleşmesinde ana sebep olarak ortaya çıkıyor. Çünkü gençler salgından önce de ya okullarına gidiyor ya da işleri ile meşgul oluyorlardı. Gündüzleri genellikle sokakta, parklarda geçirenlerin çoğunluğunu yaşlılar oluşturuyordu. Elbette yaşlılar içinde de çalışmayı sürdürenler vardı. Ancak, onların sayıları azdı. Sokağa çıkma yasağı ile birlikte yaşlılar da dışarı çıkma arzusu eskiye göre sanki daha da artmış görünüyor. Sanki yasak insanları daha fazla tahrik ediyor. Söz gelimi sokağa çıkma yasağına rağmen dışarıya gezmeye çıkmış bir vatandaşın polisin uyarısı karşısında, “Hanım evden kovdu” savunması dikkat çekiciydi. Sanki sokağa çıkma yasağı olmadığı günler hanımları evden kovmuyormuş gibi bir tavır sergiliyorlar.

Hemen belirteyim ki elbette hanımların evden kovduğu bahanesi işin şaka boyutu. Esas gerekçe insanların yasak ile birlikte kendilerini eve hapsetmek zorunda kalışları. Bir diğer ifadeyle özgürlüklerinin sınırlandırılmış olmasıdır. Bu sokağa çıkma yasağı ya da sokağa çıkacak olanların hem kendileri hem de yakınları ve diğer insanların sağlığını korumak için uymaları gereken bir takım kuralların gündeme gelmesi özgürlüğün önemini hepimize bir kez daha gösterdi. Olaya bu yönü ile baktığımızda virüs salgını şimdiye kadar kıymetini bilmediğimiz özgürlüğün değerini kavramamıza katkısı oldu diye düşünüyorum.

Bu noktada bir başka husus gündeme geliyor. Eğer, salgın hastalıktan korunmak için getirilen sokağa çıkma yasağı toplumun büyük bir bölümünün yasak öncesi de aslında farkına varmadan kendileri için evlerini açık cezaevi haline getirdiklerini gösteriyor. Eğer öyle olmasaydı, yasak sonrası insanların evlerinde kendilerini mahkûm gibi hissetmelerine gerek kalmazdı. Bir başka ifadeyle öyle anlaşılıyor ki, toplumun büyük bir kesimi için evler birer yuva olmanın ötesinde akşamdan akşama uğranılan otele dönüştürülmüş, böyle bir yasak gelince de evlere sığmak mümkün olmuyor.

Hâlbuki evini otel değil yuva haline getirebilenler için bu yasak eş ve çocukları ile insanların kaynaşmasına ve sevgilerini paylaşma vesilesi olabilirdi. Bunun da ötesinde evlerini yuva haline getirebilmiş olanlar için ne hanımların evden kovması, ne de erkeklerin kendilerini ilk fırsatta sokağa atmak için bahane aramalarına gerek kalırdı. Tüm bunları bir hususu hatırlatmak için dile getiriyorum. Elbette, evlerimizin yuva olmaktan çıkıp otele dönüşmesinin ana sebebi uygulanmakta olan ekonomik sistem, insanların ihtiyaçlarının her geçen gün artması sebebiyle daha fazla kazanma ihtiyacının insanları zorlaması ve bunun yanında ilişkilerimizde sevgi ve saygının ikinci plana düşmüş olmasının önemli rolü olabilir. Böyle olunca da baş başa kalmanın oluşturacağı muhabbetin yerini temizlik yapsak anlayışını ön plana çıkartıyor. Netice itibariyle bu sokağa çıkma yasağının oluşturduğu mahkûmiyet duygusundan kurtulmanın yolunun evlerimizi otel olmaktan çıkartarak yuvaya dönüştürmemize bağlı. Zaten evlerini yuva haline getirebilmişler için sokağa çıkma yasağı bir sıkıntının değil, birlikte zaman geçirebilme fırsatına dönüşecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.