Sığındıkları son sundurmalarda…

Sanki daha fazla göze batmakta yaşlılar.

Ücretsiz sefer kartları iptal edilmekte.

Belediye,meydanda oturdukları bankları kaldırmakta.

E, kahvehaneler de kapalı.

Nereye gidecekler.

İlgililer de haklı, risk grubundasınız evde oturun demekteler.

Ne var ki evde durumları nasıl.

Temizlik düşkünü gelinlerin ya da kızların ayak bağı mıdırlar?

Örtüleri silkeleyip, süpürüp silerken, burunlarından soluyan evlatlarının söylenmesini duymamak için sığındıkları son sundurmaları da söküp atmakta ilgililer.

Virüsün onca tahribatına karşın iyiliğini de saymaktalar.

“Koronavirüs salgını binlerce bebeğin hayatını kurtardı.

Bilim insanları, salgının küresel çapta hava kirliliğini azaltarak, virüsün ilk ortaya çıktığı Çin’de binlerce hayatı kurtardığını açıkladı.

Korona virüs tedbirleri kapsamında fabrikalarda üretim durdu. Trafik ortadan kalktı. İnsanlar sokaklardan çekildi. Caddeler bomboş kaldı. Bu durumun belki de tek olumlu yanı çevreye olan etkisi.

Nitrojen dioksit oranında büyük düşüş görüldü. Özellikle fabrika ve endüstriyel tesislerin kapanması kirliliğin azalmasında etkili oldu. Ancak, uzmanlar salgının bitmesinin ardından hava kirliliğinin önceki seviyeye dönebileceği konusunda uyardı.”

Böyle de dengeleri değiştiren bir salgın.

Fakat asıl darbeyi; can kaybı, sağlık yitimine vuran virüs.

Kapanan işyerleriyle, ekonomik sarsıntı ile insanların hayatını kâbusa çevirdi.

Önceki gün bahçenin ağaçlarını budayan ustanın duvar dibine istiflediği kuru ağaç dallarını almak için izin isteyen kadına, tabii alabilirsin diyorum.

Sonra ne yapacaksın onları diye sormak geldi aklıma, sobada yakacağım dedi, aksanlı Türkçesiyle, nerelisin dediğimde, Ukraynalıyım dedi, bu elli yaş kuşağı kadın. Belli ki doğal gaz kullanamıyordu. Bana yakın bir yeri tarif etti evi olarak. Hikâyesi acıklı.

Evlilik yoluyla gelenlerden değil. Eşi de Ukraynalıdır, ayrılmıştır, memleketinde anneciğinin baktığı bir kızı vardır. Türkiye’ye çocuk bakıcılığı gibi bir iş için gelmiştir, talihi yaver gitmiş, on beş yıldır işsiz kalmamıştır. Kızına ve yaşlı anacığına her ay para gönderebilmiştir. Fakat en son baktığı yaşlı hasta, vefat edince işsiz kalmıştır. Ne olur bana bir iş, evlere temizliğe giderim, hasta bakarım dedi.

Komşuma bahsettiğimde herkes onu iyi tanımakta imiş, Necibe’nin Müslüman olduğunu, temiz, onurlu bir hayat yaşadığını, yardım kabul etmediğini, kötü niyetlilerin rahatsız etmesine karşı, kavi durarak, onurunu koruduğunu.

Önceki gün, komşumla Necibe’yi ziyaret ettiğimde biraz daha utandım.

Eski bir apartmanın bahçe kapısından sonra kırık dökük merdivenlerden bir kat aşağı indik, bahçedeki taraçadan. O tek göz odasında tüten sobası üzerinde kaynayan güğümü, yerde eski bir halı, kim bilir kimin verdiği eski bir çekyat. Necibe’nin odası yine genişti. Yan tarafta tuvalet kadar dar ve karanlık bir oda önünde yaşlı ve güçsüz bir adam, pazar sandıklarını kırıyordu. Necibe bizi yoksul ama asaletini kaybetmemiş zengin yüreği ile uyardı:

“Amcanın durumu benden çok kötü, yine ben evlere temizliğe, merdiven silmeye gidiyorum arada ama o hiçbir iş yapamıyor yaşlı ve hasta, asıl ona yardımınızı yapın.”

Ekonomik sarsıntıda nasıl ayakta duracak, bu serçe kuşlar kadar savunmasız, garip gurebalar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.