Reklamı Kapat

Nâr ile nur

Yüreğimde bir hissikablelvuku.

Sanki etrafta pusu kurmuş korkular.

Ya da biz hepimiz, teslimiyetle ölümün yanı başımızda olduğuna kaniyiz.

Mevsim ilkbahar.

Bahçelerde manolyalar, çuhalar, sümbüller, laleler, onları göremeyecek kadar virüs dış dünyadan aldı bakışlarımızı iç dünyamıza çevirdi.

Kar yerdeyken daha, başlardı bahar gezileri.

Muhasebe.

Marketlerde yine zenginler, pazar arabalarına kubbeler kurmuşlar.

Yoksul bir iki kalem almakla meşgul.

Yine o bildik ahval.

Aç kalmamak için marketi yağmalamış, cebi para dolu ama aç yatan komşusundan bîhaber.

Görgüsüz, bağıra bağıra gitmekte, mahallesinde arabasından indiğinde.

Ha o kubbeli paketlerinden birkaç tanesini de bodrum katlara götüreydin ya.

Bağışıklık sistemini kuvvetli tutacağı pahalı vitaminleri, aparatları Allah’tan görmüyor yoksullar.

Daha fazla utanırdım.

Büyük şirketler kepenk indirirken, kırılmıyor kapitalizmin beli.

Yine garip gureba ölüm kadar acı işsizliği, parasızlığı, yoksulluğu, çoluk çocuğun ne yiyip ne içeceğini düşünmekte.

İçişleri Bakanlığı, Koronavirüs Tedbirleri Genelgesi kapsamında 149 bin 382 iş yerinin geçici süreliğine faaliyetlerine ara verdiğini, tedbir kararına uymayan 187 iş yerinin tekrar kapatıldığını ve 37 işletmeci hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu bildirdi.

“Dünya küçüldü gözümde” var mıydı böyle bir türkü, dilime takıldı.

Dünya küçüldü geldi, bizim köylerden biri oldu, “İtalya bizi terk etti” diye ağlayan genç, bir dert de sen açtın sineme.

“80 yaş üstü tedavi edilmeyecek, ölüme terk edildi” dendi.

Daha onların yasına alışamamışken, yaş bariyeri düştü, 65 yaş sınırı geldi.

Fransa meğer hiç uzak değilmiş, İsveç, Hollanda, İran.

Avusturya’daki kızımız daha 28’inde.

Virüs, cenaze törenlerini bile devirip geçmiş. Din görevlisi dâhil beş kişi katılabilme koşulu olduğundan, garip gömmüşler göçmen kızımızı.

Moralimiz bozuk.

Virüs dostlukları, komşulukları, kardeşlikleri toparlayıp götürmekte.

Düğünler, cenazeler, camiler, yasaklı.

Kaos büyümekte.

Balkonda çamaşır asarken, soğuk rüzgârla akşam güneşinin son kızıllıklarından oluşan akşam tuvalindeki tablolarıma baktım da.

Nefes aldığımız hava tedirgin.

Yoldan yürüyerek geçenler son özgürlüklerini savurmaktalar.

Sanki gönüllü sokağa çıkma yasağı uygulamakta insanlar kendilerine.

Dünya artık bir açık cezaevi, tutukluyuz. Kaçamayız. Virüs bizi gözetlemekte.

Gece daha bir tenha sokaklar. Cıvıltılı kalabalıklar yok. Yeniden taş devri. Marketler, kuyumcular, bankalar bomboş, insanlar can derdine düşmüş. Büyük felaket.

Ve şark kurnazlığından hiç vazgeçmeyişimiz.

Hastalığı saklayışlarımız.

Hatta ölümün ideolojisini yazışımız.

“Sen nasıl paşanın koronadan öldüğünü açıklarsın” çıkışı, sadece bizim topraklara has bir hiddet gösterisi herhalde.

Asıl düşündüğüm, ya virüs ben de ise ve ben bunu bilmiyorsam, ya birine bulaştırırsam hatta bağışıklık sistemi zayıf birinin ölümüne sebep olursam bir de gizli katil olarak bir yük daha sırtlayıp ahirete gitmekten sakınmalıyız, asıl.

Giderken bari birilerine zarar vermeyeyim diye ince düşünebilsek.

Nâr ile nur.

Aradaki mesafe bir harf kadar yakınken böyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.