Korku ve yakarış

Düşünce hayatımızda insanın Allah ile olan bağı süreklidir, kesintisizdir. Yaratan O’dur. Bizler yaratılanız, diğer varlıklardan farklı olarak bilinç sahibiyiz. İnsan olarak haddimizi biliyoruz. İslâm düşüncesinin sahihliği, bozulmamışlığı insanın Allah ile bağı manevidir. İbadet ederek varlık bilincini ikrar eder.

İslâm düşüncesinin kimi kavramları kul olma bilinciyle belirginleşir. “Havf ve reca” yani korku ve yakarış da bunlardan biri. Hayret içinde bilinç sahibi olma. Hayret insanın sonsuz güç karşısında olan durumu. Batı, hümanizm ile insanı tanrılaştırdı. Metafiziği devreden çıkardı. Pozitivist anlayış ile metafizik devreden çıkınca kilise de devreden çıkmış oldu. Batı’nın başlıca sorunlarından biri. İnsanın güç yetiremediği, yetiremeyeceği gerçekler var. Bu gerçekler karşısındaki tutumu de karmaşık.

Yakın zamanda art arda büyük felâketler yaşandı, zaman zaman da yaşanacak. İnsanın bunları engellemesi olası değil. Depremleri, sel felaketlerini, çığları, tsunamileri ve benzeri olayları durduramaz. Bunlara karşı ancak kendini koruyabilme tedbirleri alınabilir. Fakat bunlar da bir yere kadar. Büyük gün gelince bunun önünde kimse duramaz. İnsan ölümleri engellenemez. Sağlık açısından tedbirler alınır, ömür bir yere kadar sürer, sonu gene ölümdür insanın.

İnsan; ölüm gerçeği karşısında sürekli olarak bir korku içindedir. İnsan bu, yaşlanmak istemez ama yaşlanır, ömrü uzun olsun ister ama bir yere kadardır bu. Ölmek istemez ama ölür. Buna ne varlık ne bilim ne de tanrı insanın gücü yetebilir.

Korku karşısında insanın sığınacağı bir tek güç var, O, yani Allah. Ona sığınır. Ona yakarır. Bu yakarış var olma, kul olma bilincidir. İnsanın haddini bilmesidir.

Yeryüzünde nice firavunlar geldi, nice güç sahipleri, para sahipleri, krallar geldi. Hiç kimse bu dünyada kalıcı olmadı.

İnsan daraldığında sığınak arar. Doğada bile bir felâket karşısında sığınabileceği güvenli bir yer arar.

Salgın hastalıklar kimi zaman insan sınırlarını aşar, insanı çaresiz bırakır. Bu beklenmedik bir durum olur. Oysa insan eliyle olan büyük felaketlerde milyonlarca insan olur. Bu tek taraflı bir gücün zulmüdür. Savaşlarda ölen insan sayısı milyonları aşıyor. Şu son savaşlarda ölen insanların sayısı neredeyse on milyonu aştı. Bu acımasız zalimler insan hayatını hiçe sayarlar. Ne ki bir felâket kapılarına dayandığında korkudan ne yapacaklarını bilemezler. Onlar tanrılarını yok ettiklerinden gene de bir güce sığınma gereği duyarlar. Aklın orada hiçbir gücü ve etkisi olmaz. Sadece kaçışı için kimi yollar gösterir, o da bir yere kadar.

İnsan en yakınlarını kaybedince büyük acı çeker, üzülür. Kaybetmemek üzere olan hiçbir çabasının yararı olmaz. Kendisine yaklaşan bir durumda telâş başlar. İnanç sahibi için tedbir önceliği var, asıl tedbiri yakarması ve sığınmasıdır. Bu insana güven verir ve rahatlatır. En azından bir dayanağı vardır.

Korku her an ve durumda insan gerçeği. İnsan bir sesten bile irkilir. Onu aşan bir durumdur bu.

Büyük depremlerde insanın yaşadığı panik unutulmayacak anları olarak kalır. Bu, hayatın bir oyunu değil bir gerçeği. Ne kadar korunaklı olunursa olunsun, dayanıklılık da bir yere kadardır.

18 Mart tarihinde kar yağdı ülkenin birçok yerine. Yağmur, bora fırtına insanın ötesinde bir durum. Durdur durdurabilirsen.

Batı düşüncesinde insanın kendini Tanrı’nın yerine koyması neyi değiştirebilir ki, neyi değiştirdi şu ana kadar? Tanrı’yı, kiliseyi hayatından çıkaran Batı, Müslümanlara saldırdığı zaman hemen Haçlılık ruhu depreşir ve dini duygu ile insanlarını saldırtır, savaşır ve öldürür. Bunları son otuz kırk yıl içinde yoğun yaşadık.

Korku olmasa kul olma bilincimizi bile yitiririz. Korku ve sonra da yakarış kulun özelliği.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.