Korona’dan sonra

Doğrusu her şey, Hüseyin Rahmi’nin Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanı gibi. Tiyatro olarak da izlemiştim fakat roman kadar etkileyici değildi. Roman, 1910 yılında, Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağı söylentisi üzerine yazılmış. O tarihlerde bu söylenti halk da büyük bir endişe oluşturmuş. Yazar, batıl itikatlara inanan, abartılara kapılan, cahil insanların gülünç yanlarını ortaya koyarak bilimin ve eğitimin ne denli önemli olduğunun, zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttüklerinin, çarpık bir düzenin konturlarını çizmişti bu romanında.

Şimdi de benzeri yakıştırmalar, abartılar. Eczane kuyruğunda eczacı kalfası ile muhtemelen çoktan emekli olmuş yaşlı bir doktorun konuşmasına tanık oluyorum. Halkın abartısı, Halley’den beri hiç değişmemiş. Doktor, “Saklıyorlarmış, aslında 15 bin değil, 1,5 milyon insan ölmüş koronadan” diyor. Kalfa durur mu, solluyor abartıda: “Ne 1,5 milyonu abi, 15 milyon, saklıyor şerefsizler.”

Kim inanır pozunda, duymamış gibi kuyruktakiler. Bir de herkes korona uzmanı, şunu yapın bunu bırakın; sirkeli, tuzlu, adaçaylı, limon tuzlu, antiseptik gargaralar… Hiç itiraz yok, koş aktara, al adaçayı. Abla mercan köşkü de alıyorlar, ıhlamur ve biberiyeyi de ekle sen… Fakat tevekkül konusunda, işte oradan puan almakta halkımız, panik yok, gayet rahat spor kursuna, Cuma toplantısına giderken… Sağlık Bakanı’nın vaka bizde de görüldü açıklaması ile tedbirini alıyor. Pilates kursları, Kur’ an toplantıları iptal. Dahası musafaha kalktı, insanlar uzaktan selamlaşmakta. Kapalı mekânlarda buluşmalar, gün kutlamalar, spor müsabakaları, etkinlikler, yasak. Birbirlerine yaklaşmamak esas. Bu da kaderin ayrı bir acı oyunu sanki. Değil tokalaşmak son yılların modası, yanak yanağa selam da bir anda out oldu elbet.

Fakat genç yaşlı ayrımının yapılması, “60 yaş üstü dışarı çıkmasın” dendiğinde, kendilerini hâlâ genç sanan insanlar, biraz sarsıldı elbet. Bu durum, ok gibi saplandı yüreklere, gençler daha kuvvetli akciğer ile korona ile vuruşabilecekken yaşlılar hele de sigara içenler hepten yandı.

Tabii bir de market boşaltanlar, tarih boyunca onlar hep vardı, yine öyle oldu, bir panik havasıyla insanlar evlerine gıda yığınağı yaptılar. Kolonya kuyrukları. 10 liralık kolonyanın kırk liraya çıkması, afişe edildi, belki utanırlar. Virüsün bence iyi bir yanı da oldu.

El yıkama alışkanlığını kaç kez yazdım. Tıbb’ün Nebevi’ye göre, yemekten önce, yemekten sonra el yıkanacak. Ah, Hüseyin Rahmi, işte burada cahil, eğitimli farkı görmedim hiç. Profesöründen yazarına, temizlikçisine el yıkamayanlar çok. Ama diğer milletler, tuvalete girerken çıkarken de yıkamamakta diye itiraz gelmekte elbet. Aktris gibi kadınların, güzelliklerine kendileri de vurgun birer Narkissos gibi el yıkamadan tuvalete girip sonra musluğa uğramadan çıkıp gittiklerine kaç kez tanık oldum Avrupa’ da. Neyse ki Türkiye bu hususta sınıfı geçti, el yıkama oranı yüzde 94 ile Avrupa ikincisi oldu. Birinci Bosna idi ve yüzde 96 idi. Demek ki eller çok değerli kodlar taşımaktaydı. Dahası hadi pabuçla içeri girmiyoruz ama ev kadınının dış merdivenlerin sonuna kadar, ev terliğiyle uğurladığı misafirlerinden sonra hanesine aynı terlikle girip, konutunda rahatlıkla dolaşması. Yere konan valizlerin, çanta ve poşetlerin evlerde halı üzerine bırakılmaları. Bir gazete serdiğimde, konuğum alınır mı diye korkuyorum fakat seyahatten dönmüş bir bavulun, virüs kaynadığını kaç kez anlattım çevreme.

Fakat ille de o tefekkür.Gözle görülemeyen bir virüsün bütün dünyayı paniğe vermesi. Bilim adamlarını çaresiz bırakması. Kitlesel ölümlerle korku salması. Karşısında düştüğümüz acınacak durum, muhasebeyi hiç ertelememeyi anımsatmakta.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.