Mültecilerin batı’ya sürpriz hediyesi

Avrupa’da cadde ve sokakların birçoğunun adı “Saint” kelimesiyle başlar ve arkasından bir isim daha gelir.

Mesela, “Saint” kelimesinin Türkçesi “Aziz/Ermiş” demektir.

“Ermiş Filan” caddesi demektir.

Romalıların ve Yunanlıların önce İsa aleyhisselamın peygamber olarak getirdiği İncil’e iman eden ve bizim de sevip saydığımız o değerli insanları önce öldürmüşler.

Bize göre onları şehit etmişler.

Ne zaman İncil’i tahrif ederek İsa aleyhisselamı Allah’ın oğlu olduğunu söylemeye başlayınca,

İncil’in içine “Kralın hakkını krala, Allah’ın hakkını Allah’a” sözünü katınca, tahrif edilmiş dine girmişler ve geçmişte öldürdükleri o değerli insanların adlarını sokak ve caddelerine isim olarak vermişler. Hem de “Aziz/Ermiş” diyerek vermişler.

Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok.

Bu günlerde gönlünde ve dilinde İhlas (Kul Hüvellahü Ehad) süresiyle Batı’nın üzerine yürüyen mültecileri, denizden, karadan ve havadan ateş kusarak öldürmeye çalışanların isimleri tarih sayfalarına yazılmaya başlandı.

Yüz yıla varmaz, bu yolda ölenlerin adları, aynı sokak ve caddelere, saygı dolu ifadelerle yazılacaktır.

Çünkü Sevgili Peygamberimiz, Feth süresi nazil olduğunda:

 “Bu gece bana bir süre indirildi ki, o süre, bana üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir” dedikten sonra “İNNA FETAHNA LEKE FETHAN MÜBİNEN” ayetini okumuş.

(Buhari, Sahih, K. Fezail’ül-Kur’an bab 12, Fazlü süreti Feth)

Yani, dünyadaki bütün servetlerden daha değerli olduğunu haber veriyor.

Bu muhacirlerin, mültecilerin, sığınmacıların hepsi, Feth süresine iman ederler, okumasını bilenler okurlar ve bir kısmının da ezberindedir.

Aslında yüreklerinde Batılıların torunlarına en değerli şeyi taşıyan değerli insanlardır bunlar.

Ama ne taşıdığımızı da pek bilmeyiz.

Elmas madeninin üstünde eski püskü bir çadırda açlıkla iç içe yaşayanlar gibiyiz.

Elmasın değerini bilen sömürgenler gelecek ve sahiplerini işçi olarak çalıştıracak ya, işte biz, şu anda Batı’ya taşıdığımız değerin kıymetini bilmiyoruz.

Hani Divan Şairi Hayali (1497-1557)’nin:

“Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler”

Yani, cihanı süsleyenin (gökyüzünü yıldızlarla, yeryüzünü denizler, çiçekler, dağlar, böcekler, ağaçlar, ırmaklar ve tüm güzelliklerle süsleyen Allah celle celalühün ilim, kudret, sanat, rahmeti…) cihan içinde olduğu halde bazıları Allah’ı aramayı bilmezler.

Nasıl ki, denizdeki balıklar, su içinde oldukları halde deniz suyunu bilmedikleri gibi.” Diyor.

Müslüman mülteciler, Batılıların, sonsuz senelerde cehennemde yanmalarını engelleyecek şeyi gönüllerinde taşıyarak yol alıyorlar Batı’ya doğru.

1965’ten bu yana Avrupa’ya giden Türkiye vatandaşı Müslümanlar, bir milyonun üzerinde Avrupalının Müslüman olmasına sebep olmuşlardır.

Nasıl yapmışlardır bunu?

Daha önce benim tanıdığım, bildiğim biri, A B C harflerini bilmediği gibi, Elif-Ba-Ta’yı da bilmeyen ama ağzından haram girmemesi, dilinden yalan çıkmaması için gayret göstererek okuma yazması olmayan bu zat, bulunduğu şehrin en üst mahkemesinin hakiminin Müslüman olmasına davranışlarıyla sebep olmuştur.

Hatta devlet radyo ve televizyonunda program yapan Müslüman Avrupalı, ona bir gün görüştüklerinde “Hasan, düğünümde hediye ettiğin yün döşek, hâlâ evimizin en seçkin yerinde duruyor ve gelen müsafirlerime de gösteriyorum” diyor.

Bu günlerde yine Batılıların Müslüman katliamı yapmaları nedeniyle Batı’ya göç ediyorlar.

Suriye ve Irak’taki işgalciler kimler?

Amerika ve koalisyon güçleri ile Rus birlikleridirler.

Hepsi Hıristiyan.

Müslüman öldüren her türlü birliğe, çeteye, silah veriyorlar.

Can derdine düşenler de onların yurduna doğru gidiyorlar.

Ama bunların onlara götürdüğü silah değil, canları ve uğruna can vermeye her an hazır oldukları Allah’ın kitabı ve Sevgili Peygamberimizin Sünnet-i Seniyyesi..

Beş milyonluk mülteci kafilesinin hepsinin yüreğinde İhlas/Kul Hüvellahü Ehad süresi vardır.

Sevgili Peygamberimiz, devamlı her gün, ayakta iken, otururken, yürürken, dururken o süreyi okuyan arkadaşını duyduğunda:

 “Neden hep bu süreyi okuyorsun” dediğinde o kişi “Ben o süreyi çok seviyorum” diyor.

Sevgili Peygamberimiz de ona: “Ona olan sevgin, seni Cennet’e sokar” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Salat, Bab 25 elcemu beyn’es-süreteyn)

İşte bu çileli yolun yolcuları, dünyanın tamamı altın topu olsa, bir tek ayetine denk olmayan Kur’an-ı Kerim’le giriyorlar Batı’ya.

Yarın, karşılama merasimini okuyacaksınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.