İdlib’de İnce İşçilik Kolay mı?

Yaşadığı ve yaşattıklarıyla küçük Suriye olarak tanımlanan İdlib için Moskova toplantısı tamamıyla olmasa bile kısmi bir rahatlamayı da beraberinde getirdi. Bildirgede “ateşkes” ifadesi geçmese de sonuçları itibariyle fiili bir ateşkesin ortaya çıkma ihtimali, soruna makul yaklaşım gösteren herkesi memnun etmeye yetti.

Diğer taraftan aslında İdlib hâlâ büyük çatışma risklerini içinde barındırmaya devam ediyor. 5 Mart öncesine göre aşama kaydedildiği doğru ancak şimdi ince işçilikte ne kadar başarılı olunacak onu zaman içinde göreceğiz. Bu saatten sonra mevcut statükonun korunabilmesi tarafların tamamen arazideki kriz yönetim kabiliyetlerine bağlı. Çünkü en başta Amerika’nın bu anlaşmadan memnun olmadığı çok açık. Bu sürecin provoke edilme potansiyeli de ortada. Serdar Turgut’un Aralık 2018’de yazdığı gibi Amerika ve Rusya arasında PYD/YPG konusundaki zımni anlaşmayı bilerek bunu söylüyorum.

Dikkat edilirse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmeler sonrası dile getirdiği, Fırat’ın doğusunda Rusya ile birlikte çalışma “temennisi” Putin tarafından duyulmadı bile. Neden? Çünkü Rusya PYD’nin Amerika için Suriye’de ne anlam ifade ettiğini çok iyi biliyor. Bu ilişkiyi karşısına alsa herhangi bir etkisinin olmayacağının da farkında. O yüzden onlarla köprüleri hiçbir zaman atmıyor. Her daim PYD ile bir iletişim kanalını mutlaka açık tutuyor. Sovyetler zamanından kalan ideolojik ortaklığı da burada önemli bir karine olarak muhafaza etmek istiyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan Fırat’ın doğusu vurgusu yapsa da Türkiye açısından da PYD öncelik sıralamasından şimdilik çıkmış gibi görünüyor. Rusya ile yükselen tansiyonu dengelemek adına Amerika’yla yakınlaşan Türkiye, Amerika’nın PYD/YPG ile olan ilişkisini tartışma konusu yapmayarak dengeyi korumaya çalışıyor. Yani aslında Suriye’nin kuzeyinde değil belki ama güneyinde şimdilik otonom bir yapı inşa ediliyor desek çok da yanlış olmaz.

Diğer taraftan Moskova toplantısının başarıya ulaşıp ulaşmayacağını belirleyecek olan kanaatimizce, “Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele ile BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklarını yinelerken…” ibaresidir. Amerika’nın son zamanlarda Türkiye’nin de 2018 Ağustos’unda terör örgütü olarak kabul ettiği Heyet Tahrir-el Şam örgütüyle üst düzey görüşmeler gerçekleştirmesine bu doğrultuda dikkat etmek gerekir. Belki de yakın gelecekte Amerika tek taraflı olarak HTŞ’yi terör örgütü listesinden çıkaracak. Rusya ise terör örgütü olarak tanımlamaya devam edecek. İşte o zaman İdlib için tekrar endişelenme zamanı geldi demektir. HTŞ’nin 5 Mart sonrası Moskova’da alınan kararları tanımadığını açıklamasını da bu gelişmeler üzerine yorumlamak daha doğru olacaktır.

Bütün bunların yanında Türkiye’nin bu anlaşmada yeni bir göç dalgasının önüne geçmek adına Rusya ile M-4 karayolunun 6 km. güneyinde, 6 km. kuzeyinde bir tampon bölge oluşturması önemlidir. Bu durum bir açıdan İdlib’i ikiye bölse de statükoyu korumak için önemli katkılar sağlayabilir. Tabi yukarıda da ifade ettiğimiz gibi HTŞ ve benzeri yapılanmaların bu süreci baltalamaları durumunda, yani Rusya’nın daha önceden iddia ettiği gibi bu örgütlerin rejim ve Rus mevzilerine saldırılar yapması halinde neler yaşanacak, kim nasıl tavır alacak işte herkesin merak ettiği nokta burası. İdlib’in kimi bölgelerinde bu örgütlerin ve sivil halkın iç içe geçmişliği de hatırlanacak olursa, böyle bir durumda Türkiye ve Rusya bu anlaşmayı ayakta tutmak için nasıl hareket edecekler, bu yakın gelecekte daha da net olarak görülmüş olacak.

Türkiye’nin soruna Moskova öncesi ve sonrasıyla nasıl yaklaştığı ile ilgili birkaç noktayı da ifade etmekte fayda var. Türkiye maalesef dış politikasını hep uçlarda kuruyor. Belki son Moskova toplantısında olduğu gibi geç de olsa ortaya doğru yaklaşıyor ama bu durum hem iç kamuoyunun, hem de dışarıdaki muhataplarımızın gözünden kaçmıyor. İnandırıcılık problemi baş gösteriyor. Dış politikayı yürüten aktörlere karşı güvensizlik ortaya çıkıyor.

Bir de bazı yazar çizer takımına birkaç şey söylemek gerekir. Bir insan iktidarı destekliyor olabilir. Herkes istediği, inandığı gibi fikir ortaya koymakta tabi ki özgürdür. Ancak sadece saatlerle ifade edilebilecek zaman dilimlerinde taban tabana zıt yorumlar yapabilmek bilinmelidir ki en büyük zararı önce bu ülkeye sonra da iktidarın doğrudan kendisine veriyor.

Bir de gerçekten merak ediyorum. Samimiyetimle ifade edeyim ki bilgilenmek istiyorum.

Bu şekilde kalem oynatanların psikolojilerini bana, bu toplumun aklıselim sahibi kesimlerine açıklayabilecek bir uzman var mıdır? Lütfen yardım ediniz. Yoksa onları anlamaya çalışırken kendi akıl sağlığımızdan olacağız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.