Reklamı Kapat

İyilerin aydınlattığı yeryüzünde

Şiddet haberleriyle sarsılan dünyamızda.

İyilerin aydınlattığı gök kubbe, insanlığa benzersiz renk sağanakları sunmakta. Arz üzerinde dolaşan ayaklar her zaman şerre yönelmemekte. O gün kırk yıllık dostlar buluştuğumuzda. Ev sahibi arkadaşımın elinden tutup sofraya oturttuğu “annem” dediği kadına bakıyorum. Annesini yıllar önce kaybettiğini, kayınvalidesini anne bilen bu melek yürekli insanın adeta sokakta bulduğu bebeği evlat edinen şefkat şelalesinden biri olarak hareket ettiğini görüyorum.

Yaşlı ve garip kadının kocası, şiddetle bir gözünü kör etmiş, yoksulluğunu yanına alıp belki evladımda yaşlılığımı geçireceğim sığınak bulurum umuduyla, oğluna gittiğinde, nasibine kovulmak düşmüştür.

Gayrı yatacak yeri sokaklardır fakat onu evine kabul edebilecek bir merhamet elçisini yanı başında bulmuştur.

Gönlünden gönlüne köprü olan haber vermiş, çok erken anne kaybetmiş, ana kokusu arayan elli yaşındaki kız, eşi ve çocuklarının muvafakatini alarak evine getirmişti.

Bir dua kalesi gibi köşesine oturttuğu garip anne, yüreğindeki merhamet ırmağını ona yöneltmiş bu sonradan edinme çocuğa en temiz yakarışlarda bulunmaktaydı. Temizlik saplantılı, hijyen takıntılı insanların değil evinde misafir etmek aynı sofraya oturmaktan kaçınacağı anne, evin en önemli bireyi olmuş, o iyi kalpli çocuklar ona hizmet etmek için yarışmaktaydı.

İyilerle yeryüzünün kiri, irini, haksızlığı, zulmü ağartılmakta adeta.

Kulübesinin çöken kısmından sığındığı küçük tek odasında yaşlılıkla hastalıkla mücadele eden kimsesiz kadın için de yola çıkar iki iyilik neferi.

Huzurevinde yer ayarlarlar ama gitmez yaşlı kadın, çocukluk yuvamda öleceğim der. Kendi yanlarına da alamazlar, kesinlikle evinden çıkmaz.

Hiç evlenmemiş, o mutlu çocukluk yuvasından seksen senedir çıkmamış, güzel anılarını azık etmektedir.

Sobayı yakamamakta, rüzgârda tüten dumanda boğulacak gibi olmaktadır.

Delik deşik sobadan fırlayan kıvılcımla yanıp kül olacağından korkan iki melek kalp, bu böyle olmaz derler.

Aralarında para toplayıp yeni bir soba, odun kömür alıp, her sabah işe gider gibi sobasını yakmaya giderler.

Kendilerini, annelerinden emanet, bu eski sokak sakininin hizmetine adarlar.

Yemeklerini yaparlar. Bazen idrarını kaçıran o kibar kadın nasıl utanmaktadır, ver yıkayıp getirelim dediklerinde ar eder, vermez, kirli çamaşırlarını saklar.

Fakat nefislerine uyup iğrenmeyi yaşamlarından silen iki altın kalpli kadın; “Bu yaşta hırsızlık yaptık, N. Hanımın kirli çamaşırlarını ondan gizli çaldık, evde yıkayıp, kurutup, ütüleyip, götürdük” diyorlar. Bir iyilik masalı gibi dinliyorum onları.

Yeryüzünden tamamen silinmiş bir öykü gibi şaşakalıyorum.

Fakat ruhuma nasıl iyi geliyor, bir terapi gibi mutlu oluyorum iyi insanlarla.

Psikolojik araştırmalar göstermekte ki, ihtiyacı olana yardım etmek, yardım edilen düşkünden çok, yardım edenin ruhunu restore etmekte, onun maneviyatına yarar sağlamakta, stresini düşürmekte, mutluluk hormonu olan endorfini artırmakta, beyinde dopamin salgılanmakta.

Eğitimciler mutlaka yardım konusunu müfredatlarına almak zorunda, gelecek nesillerin en büyük gereksinimlerinden biri gönüllü iyilik. İhtiyacı olanlara yardım etmek, kendimize saygımızı artırır ki depresyonla başa çıkmada bu çok önemli. Çağın hastalığına yakalananların en büyük handikabı kendisini değersiz, işe yaramaz hissetmekle başlamakta. Yardım etmek hayat kalitesini artırmakta, insanın kendisine saygı duymasını sağlamakta.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.