Reklamı Kapat

Ölüm uykusu

Bir ülkede insanlar, geçim sıkıntısı, işsizlik, ekonomik darboğaz gibi gerekçelerle kendi canlarına kıyar hale geliyorlarsa, nasıl olur da o ülkede “ekonominin dengelendiğinden” bahsedilebilir? Tahvil ihraç, yani borçlanma ihalesine 3 kat talep geldi diye böbürlenmek, halkı yanlış yönlendirmek değil midir? Borsa coştu(!) diye havalara uçmak, reel geliri azalan vatandaşları umursamamak olmaz mı?

Perakende sektöründeki sıkıntılı durum için “54 yıllık iş hayatımda bu kadar kötüsünü görmedim” ifadelerini kullanan bir işadamının, sözleri kamuoyunda yankılanınca 2 gün sonra röportajı 3-4 ay önce verdiği, “sözlerinin cımbızlandığı” ve 100 gün içinde “çok şeyin değiştiğini” açıklaması, mevcut koşullar itibariyle bakılınca kimsenin şaşırmadığı bir haldir artık. Siyasetin tüm her şeyi kuşatan ve sarmalayan hali, muhtemelen “gerekli ikazlar” şeklinde bu sözlerin sahibini de sarmalamıştır ve tevil de gecikmemiştir denebilir.

“Ekonominin patronu” olarak sunulan isimlerin “süper iyimser” veya “süper hayalci” ifadeleri de en az resmi enflasyon verisi kadar itibar görüyor artık. Hem kamuoyu hem de piyasalar nezdinde bir gerçekliğe tekabül etmeyen birtakım afaki değerlendirmeler olarak telakki ediliyor. Bu çok ciddi bir sıkıntıdır aslında. Ekonomideki gerçeklik hissiyatı giderek azalıyor ancak sokaktaki vatandaşın çektiği sıkıntılar ve çileler ise hiç azalmıyor, artıyor.

Cumhuriyet tarihinin rekoru olarak kayıtlara düşen ve 4,5 milyonu aşkın kişiye karşılık gelen işsizlik rakamı bile başlı başına çok vahim bir hali işaret ederken, her nedense kendisini muhafazakar veya dindar addeden kesimlerin dünyasında herhangi bir noktaya temas edemiyor, vicdanlarda zerre mesabesinde bir yer kaplayamıyor. “Komşusu açken tok ayan bizden değildir” buyrulduğu halde, “aç yatanlarla” dertlenmek yerine “tokluktan patlayacaklar”la böbürlenme nöbetleri geçiriyorlar. “Eski Türkiye yok” masalları etrafında, adeta Afrika yerlilerinin ateş etrafında yaptıkları tamtam dansları misali dönüp duruyorlar, kendilerinden geçiyorlar. Türkiye’nin nereden nereye geldiğiyle ilgili ve merkezinde hep “en büyük şunu yaptık, en büyük bunu yaptık” temalı büyüklenme masalları anlatılıyor.

Ancak halkın çoğunluğunun gerçekte zenginleştiği mi yoksa fakirleştiği mi soruları ise hep es geçiliyor. Kredi ve kredi kartları vasıtasıyla bankalara, yani rantiyeye mecbur ve muhtaç bırakılan kitlelerin yetmemiş gibi bir de tüketime yönlendirilmesiyle oluşturulan sahte “büyüme” algısıyla “zenginleştik” naraları atılıyor ama iktidar ve yakın çevresi ile rantiye dışında servetini artıran hiçbir kesim yok. Hatta geliri erimeyen hiçbir kesim yok!

90’lı yıllarda insanların burun kıvırdığı ve “geçinemiyorlar” gözüyle baktığı devlet memurluğu, öğretmenlik gibi meslekler bugün “en azından garanti maaş” zaviyesinden değerlendiriliyor. Gelinen noktada insanlar maaşlarını, az da olsa gününde alabilmeyi dahi bir nimet sayıyor. Milyonlarca insanın kredi kartı asgari ödemesiyle geçim çarkını zar zor döndürdüğü bir yerde, vaziyet bu!

Bunları hiç gündeme getirmeyip, hiçbir şekilde halkın sorunlarına yer vermeyip, sürekli faydasız polemiklerle, bayağı tartışmalar ve ucuz gündemlerle insanları oyalayan bir “sahibinin sesi” medyanın tek yanlı propagandaları zihinleri sadece iğdiş ediyor.

Son birkaç ayda artık kaçıncı olduğunu bilemediğimiz bir “çaresizlik intiharı” daha yaşanıyor mesela. İşsizlikten kendini kaybeden bir baba, “çocuklarım aç” diyerek kendini yakıyor ve hastane yolunda ölüyor. Bir insanın kendi canına kıyacak duruma gelmesinin altında yatan büyük sıkıntı, televizyonları zapteden ve her gün saatlerce süren tartışma programlarının ve bilmemne kadar gazetenin “her nedense”  hiç ama hiç ilgisini çekmiyor.

Hadi onlar “muvazzaf” veya “kadrolu eleman”, mecburlar diyelim. Peki bu ülkenin mütedeyyin insanları enden sessiz? İktidara ses etmeyelim, halel getirmeyelim diye bu kaçıncı “ölüm uykusu” olacak böyle? Gücün, iktidarın “kutsallaştırılması” ne derece doğru diye düşünen var mı peki?

“Bir yerlerde yanlış var” dememenin bedeli, o yanlışlar kendilerine dokunduğu zaman çaresiz kalmak olmaz inşaalah…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.