Reklamı Kapat

Biz, günümüzden sorumluyuz

Bey ile hanım birlikte giderlerken, duruma göre yan yana, art arda veya beraber gittikleri dönemler vardır.

Mahiyetini öğrenmeden, bugünkü durumunuzla geçmişte yaşanan bir yürüyüşü, tenkide yönelmeyiniz.

Birinci cihan harbinde, askere gidenlerin çok azı evine döndüğü günlerde, kadınlarımızın birçoğu dul kalmış, kızlarımız da bekâr kalmışlardı.

O günlerde köy sokaklarında, şehir caddelerinde evliler, bekâr kızlara ve dul kadınlara üzüntü vermemek için, eşleriyle kol kola veya yan yana gitmemeye dikkat ederlermiş.

Kayınpederim anlatır: “Şehirden köye gittim. Damda ay ışığından başka ışık yok. Birkaç arkadaşla damda gece yarısına kadar oturduk. Arkadaşlarım benden Yemen Türküsü’nü söylememi istediler ben de söyledim.

Türkü sona ermeden babam çıka geldi ve beni azarladı: ‘Kocaları Yemen’de, Balkanlar’da kalan kadınlar var. Yaralarını deşme’ dedi”

Hatta çarşıda giderken hanım veya erkek, birbirinden beş on adım geride veya ilerde yürürlermiş o zamanlarda, dul kadınları, “İmrendirmeyelim” diye.

Şimdi bu olayın aslını bilmeden, bu yürüyüşün tenkidini duyduğumuzda haklı olduğunu söyleriz ama yanlış.

Hani pek meşhur olan bir derleme vardır:

Fakirin yanında zenginliğinden,

Hastanın yanında sağlığından,

Aç insanın yanında tokluğundan,

Çocuğu olmayanın yanında çocuk sevmekten,

Yetimin yanında anne ve babanın yardımlarından,

Mahkûmun yanında özgürlüğünden,

Dertlinin yanında mutluluğundan,

… bahsetme diye verilen öğüt gerçekten çok yerinde bir nasihattir.

12 Mart 1971 Muhtırası verildiğinde, Karaman savcısıyla karşı karşıya geldiğimizde, çatık kaşlarımız gülümsemeye dönüştü, sonra dostluk oluştu ve ben bu olumsuz olayın sonunda olumlu bir havanın esmesiyle, hapishanedeki mahkûm ve tutuklulara hem bir kütüphane kurdum ve hem de haftada bir sohbet verme imkânım olmuştu.

Bir gün bizi çok derinden etkileyen, Diyanet İşleri Başkanlık Müfettişi Hasan Seyithanoğlu çıkageldi.

Bir imam arkadaşımız, Başbakanı imana davet eden mektup yazmıştı. Müfettiş de onu teftişe gelmişti.

Müfettiş onu cezalandırmak şöyle dursun, sorgulama değil de sohbet ederlerken önce tebrik ediyor ve sonra sohbet ediyorlar.

Sonra bütün Karaman imamlarına bir konuşma yapmıştı müfettiş. İşte o konuşma bizi veya beni çok derinden etkiledi.

Bir başka zaman Karaman’a geldiğinde benim hapishaneye kütüphane kurduğumu ve haftada bir konuşma yaptığımı öğrenince:

“Mahkûmlara, dışarıdaki havanın güzelliğinden, açan çiçeklerden, uçan kuşlardan, gülümseyen güneşlerden bahsetme. Onlara cehennemin gayya derelerinden, katran kazanlarından bahset ki hapishaneyi, cehenneme kıyasla cennet gibi daha rahat bir yer olarak görsünler” anlamında tavsiyede bulunmuştu.

Doğru, faydalı ve güzel sözü, zamanında ve yerinde söylemeye “Belağat” diyorduk ya işte biz, söz ve davranışlarımızı da, hem yerine, hem zamanına, hem doğru olmasına, hem güzel ve faydalı olmasına dikkat ederek söyleyelim ve yapalım.

Geçmişi değerlendirirken, şartlarını da göz önünde tutalım.

Biz, geçmişten değil, günümüzden sorumluyuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.