Reklamı Kapat

Deprem öğretisi

 Deprem, her şehri tonlarla acıya boyamakta.

Şehirlerin de bu acıya bakışları, derin derin düşündürmekte.

Deprem sadece şehir halkını değil, uzak bölgelerdeki insanları da örseleyip ağır travmalara uğratmakta.

Elimiz kolumuz tutmamakta.

Çöken binalar, can kayıpları.

Duran hayat.

Dahası ekranların gösteremediği, ayna tutamadığı yaşamlar.

Arka sokaklarda, çok harap vaziyette, oturulamayacak halde, kendi ev sahiplerinin bile polis tarafından yaklaştırılmadığı yuvaların, yatağına, yorganına, tasına, tabağına, eşyalarına uzaktan bakan insanların kış ortasında çadırlarda kalakaldığı bir sefalet.

Her zaman olduğu gibi yakıcı gerçek.

Zenginlerin lüks sitelerinde bir çatlak bile yoktur.

Fakat “kuyulu kumu” ile yapılan binalar, enkaz halinde ya da oturulamayacak durumda.

Ölüm, insan ayırmamakta fakat yoksulun parasının ancak yettiği başı sokacak bir ev olsun da anlayışının daha çok can yaktığı acı bir realite.

Hayatları allak bullak eden afetlerde, en büyük kayıplarda bile insanlar, sabırlı duruşları ile dünyaya çok önemli bir ders verebilmekte.

Öylesine yürek burkan hikâyeler bıraktı ki, deprem; peşi sıra.

H. Buğdaylı: “Ben bir anneyim, kızımla yaşıyordum. 20 senedir kızımla Gezin’deki evimizde oturuyorduk. Kızımı çok seviyordum. Onu kaybettim, unutmam çok zor. Benim ayağım bu halde olmasaydı kızımı kendim yıkardım.”

Yaşadığı dramı anlatan M. Dişli: “12 saat enkaz altında kaldım. Çoluk çocuğum gitti, eşim gitti. Demek ki, Cenab-ı Allah, ben bu yükü çekebilirim diye bu imtihanı verdi. Çoluk çocuğunuzun kıymetini bilin. Bir nefesinizin kıymetini bilin.”

Onca acı, insanlar ailelerini çoluk çocuğunu kaybetti, sadece evleri değil dünyaları yıkıldı.

Fakat kutuplaşma, depremin yakıcı acılarında bile yok olup gitmedi.

Çatışma, didişme hiç vakit kaybetmedi.

Elazığ, Kürt mü diye soranları, yardım yollamayalım o zaman diye cahilce konuşanı gördük.

Fakat bunca art niyetlilere karşın insanlık abideleri yine çok şey anlattılar. Elazığ’ın o barış iklimi, ırk ya da mezhep farkı asla gözetmeyen kadim kent, Kürt’ü Türk’ü, Alevi’si Sünni’si kardeşçe kenetlendi, insanlar camide ya da cemevinde çorbalarını içti. Hayatları boyunca yaptıkları gibi kötü günlerinde de bir ve beraber olduklarını gösterdiler. İnternette gördüğüm bir yazı tam da benim yazmayı düşündüğüm cümlelerdi:

 “Elazığ’ın Zaza’sı, başka yerin Zaza’sına benzemez... Alevi’si başka yerin Alevi’sine benzemez... Kürt’ü başka yerin Kürt’üne hiç benzemez... Sün köyündeki Cem Evi için yollanan malzemeleri indirenlerin arasındaki Ülkücüler... Elazığ’da, Özel Harekâtçı şehidin cenazesinde Zaza'ca ağıtlar dinmez... Ramazan ayında sizi Alevi komşunuz iftara davet eder... Aşure ayında o Alevi’nin kapısı çalınır, aşureyi getiren karşıdaki Sünni komşudur... Elazığ, herhangi bir şehir değildir...”

Bu acılı deprem, Suriyelilere yapılan ırkçılığa da çok önemli cevap verdi.

D. Aydın, toprak altından çıkmanın şokunu yaşarken şükranını ifade edecek kelime bulamıyordu, “Biz Suriyelilere taş atıyoruz ya, Mahmut isimli Suriyeli tırnaklarıyla toprağı kazıya kazıya elleri paramparça bizi enkaz altından çıkardı. Ben ölsem asla o çocuğu unutmam. Buradan çıktıktan sonra arayıp onu bulacağım” ifadelerini kullandı.

Depremzede kadın, bir başka elem olan ırkçılığa da dikkatimizi çekti.

Dileriz tez günde yaralarını sarar Elazığ, afet bölgesi ilan edilip mağdurların yıkılmış yürekleri restore edilir, kaldığı yerden kardeşlik ve barış türküsünü sonsuza değin söyler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.