Asgari insaf

Asgari ücret zammı açıklandı. Artık bir gelenek haline geldiği şekliyle, Aralık ayında “Asgari Ücret Tespit Komisyonu” toplanıyor, yetmiyor bir daha toplanıyor, o da yetmiyor bir daha ve bir daha toplanıp dağılıyor. Dört toplantı neticesinde ancak bir zam oranı belirlenebiliyor. Aralık ayı, doğrudan 7 milyon, dolaylı olarak da 15-20 milyon kişi için bir “festival”e dönüşüyor. Belki de bir karnaval, sirk, “cambaza bak” oyunu bile denebilir.

Tek bir kerede, tüm gerekli argümanlar ve verilerle toplanıp, gerekirse bütün gün boyunca tartışıp bir rakam belirlemek de gayet mümkün. Ama nedense böylesi bir yol takip ediliyor. Belki bu da bilinçli bir “propaganda” ve “algı” çalışmasıdır, kim bilir. Topluma “ne kadar da çok gayret ediyoruz” mesajı veriliyordur belki.

Asgari ücret görüşmelerinde 3 taraf söz konusu; işçi, işveren ve arabulucu olarak da hükümet… Aslında bir “tespit” komisyonu değil de sanki bir “müzakere” komisyonu gibi. Son tahlilde de hükümetin devreye girip “son kararı” vermesi de bir teamüle dönüşmüş durumda. Halbuki, hükümet, kendi cebinden bir tasarrufta bulunmadığından konunun asli bir tarafı bile değil. Ama mesele işçi ve işveren temsilcileri arasında kilitlenmesi muhtemel ve devreye giren hükümet de halk nezdinde “zammı veren” konumunda… Tabii bu algı, oransal olarak biraz yüksek bir zam söz konusu olunca hükümet tarafından da kabul ediliyor ama kamuoyunun içine sinmeyen bir oran olunca “biz sadece arabulucuyuz” tavrına dönüşebiliyor.

Bu sene de böyle oldu zaten. Açıklanan yüzde 15’lik zam, daha ilk andan itibaren işçi tarafını temsil eden Türk-İş’in tepkisine neden olunca, ilgili Bakan, “biz sadece arabulucuyuz” tavrına yöneldi. Halbuki, asgari ücretin açıklanmasından birkaç gün önce, yürütmenin başı “bir jest yaparız” ifadesini kullanmıştı. Arabulucu konumundayken, yani dolaylı bir etkisi yokken nasıl bir “jest” olabileceğini sorgulayan olmadı tabi. Netice itibariyle “jest” falan olmadı. Adı “sefalet” ile özdeşleşen ama Türkiye işgücü piyasasında, ekonominin geldiği nokta itibariyle “belirleyici” bir konuma sahip olan asgari ücret, yine “çay-simit” hesaplarının öznesi olmaktan kurtulamadı. Asgari ücretin kısa vadede “sefalet ücreti” olması gibi bir durumun söz konusu olmasını beklemek, mevcut ekonomik yapı ve gidişata bakılırsa pek olası gözükmüyor.

Tartışılması gereken konulardan biri milyonlarca insanın, aritmetik hesaplarla işin içinden çıkılamayan “geçim matematiğine” konu olan asgari ücret realitesiyle iç içe bir hayat sürmesidir. Daha doğrusu sefalet sınırında bir hayat sürmek zorunda kalmalarıdır. Türk siyasetçisinin çok sevdiği çay-simit hesabıyla bile sadre şifa olmayan bir ücretle, bir ömür geçiren insanlardır üzerine düşünülmesi gereken…

4 kişilik ailenin açlık sınırı 2800, yoksulluk sınırı 7000 liraya dayanmışken ve hayat pahalılığı ile buna bağlı geçim sıkıntısı daha da ağırlaşmışken, insanların böylesi bir garabete muhatap olmaları, aslına bakılırsa ekonomik vaziyetin de gerçekte e olduğunun röntgenidir. “AVM’lerde adım atacak yer yok”, “caddeler araba dolu” veya “herkeste pahalı telefonlar var” “endeksleri” yerine, geniş halk yığınlarının “ortalamasını” en doğru verecek parametre bu ücrete muhatap kişi sayısıdır belki.

Ekonominin içinde bulunduğu gerçek durumu, gerçeklikten iyice uzaklaşmış ve kimselerin inanmadığı veriler çerçevesinden görmeye çalışmak, geçici bir başarı hikayesi bile ortaya koymaz. Günü kurtarmak olarak dahi adlandırılamaz artık. Hiçbir olumsuzluğu ve insanların sıkıntılarını görmeyip de, her gün sayfalarına kerameti kendinden menkul “ekonomik başarı hikayelerini” ve “her şeyin ne kadar da iyi olduğunu” taşıyan gazetelerin, “ekonomik gerekçeler” bahanesiyle kapatılması manidardır mesela.

Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, milyonlarca işsizden, asgari ücretle geçinmek mecburiyetinde olan “işsiz olmayan” milyonların halinden bir gün bile bahsetmeyip, borsanın “coşmasından”, faizin, enflasyonun “talimatla” düşmesinden medet ummak hayal aleminde yaşamak gibidir. Bu ülkede hayatın gerçeği ise asgari ücrete muhatap 15-20 milyon kişi ve onlardan bir “tık” öte koşullarda yaşayan belki bir o kadar daha insandır. Asgari bir “insaf” bile insanı bunlarla dertlendirmeye yetecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.