Kendini inkar

Siyaset, insanın, toplumun, kitlelerin güçle, yönetme hasletiyle, iktidar erkiyle kurulan münasebette bir vasıtadır. Bu vasıta, ne kadar objektif, hakkaniyete uygun ve adil bir zemine oturursa, o ölçüde geniş bir ölçekte kabul görür. Aksi takdirde, adilane olmayan ve hakkaniyetten uzak bir çizgide yürürse bu münasebet, hem aracılık edenlere yani siyasetçilere, hem de sorumlu olunan kitlelere fayda yerine zarar sağlar.

Siyaset kurumunun güvenilirliği ve siyasetçinin toplum nezdindeki itibarı, meselelere yaklaşımındaki tavrı ve hakkaniyeti gözetmesiyle ilintilidir. Siyaset kurumunun halkın gözündeki değerinin yükselmesi veya alçalması, sözünün kıymetiyle, hakkı gözetmesiyle doğrudan ilişkilidir. Siyaset, kendi menfaatini toplumun menfaatinin önüne koymak değildir. Siyasetçi, toplumun rızasını gözetmek durumundadır. Bunu yaparken de hem eylemlerinde hem de söylemlerinde de tutarlı ve adil olmak durumundadır.

Mesela sırf seçim kazanmak uğruna her türlü seviyesizce ve ahlaksızca bir üsluba yönelebilmek, siyasetin içeriğinde olmamalıdır. Sonuç alabilmek adına toplumu gerecek, yanlış yönlendirecek, birbirine karşı kışkırtacak bir yola sapmak, siyaset değil olsa olsa basitliktir.

Kendisi için hak olarak gördüğünü bir başkasına “haram” olarak görmek, en hafif tabirle çifte standarttır. Seçim sandığı demokrasi denen bu sistemin belirleyici unsurlarından birisi olarak görülüyorsa, o zaman sandıktan çıkan herkesin eşit hak ve yetkilere sahip olması da kaçınılmazdır. “Biz kazanamadıysak başkası da kazanmamalı” diye bir düşünce tarzı, ancak bir hazımsızlık ifadesidir.

Kendisinden olmayanı halk tabiriyle “çalıştırmamak”, önüne engeller çıkarmak, yoluna taş koymak, halkın seçtiği kimseleri değil doğrudan halkı engellemek anlamına gelir. İktidar erki ve makamı, hiçbir partinin, kişinin, grubun, zümrenin tekelinde değildir ve bunu belli bir kesimin “tapulu malıymış” gibi değerlendirmek de olsa olsa “güç zehirlenmesi”dir ancak.

Toplumun gene kanaatini, beklentilerini ve isteğini tam manasıyla değerlendirmeden, apar topar ve bağlamından koparılarak ortaya konan bir sistem değişikliği ve neticesinde ortaya çıkan manzara, Türkiye’deki siyasetin kalitesinin giderek düşmesine sebep olmaktadır. Türk siyaseti objektif bir nitelik arz etmediği gibi, siyaset de “tek bir doğruya” indirgenen bir tuhaf araca dönüşmektedir. Sistem değişikliğiyle halkın iradesinin yansıması olan parlamentonun silikleşmesi de “mutlak güç” gibi bir tuhaflığı besler hale gelmektedir. Denetimden uzak bir gücü dengeleyici emniyet sübaplarının olmaması, “mutlak güç” ortamında ortaya tuhaf manzaralar çıkmasına da neden olacaktır ve olmaktadır.

Mesela Türkiye’nin en büyük 2 şehrini kaybeden iktidar partisinin, bu şehirlerin belediye başkanlarına karşı olan tavrı, iktidar medyasının bu yöndeki yayınları ve tarafsız olması gereken devletin en tepesindeki makamın günlük siyasetin en sıradan tartışmalarında bile “taraf” olması, bugünkü siyasetin “Rabbena hep bana” tavrının tezahürüdür. 

Termik santrallerin 2,5 sene daha filtresiz çalışabilmelerine olanak sağlayan yasa tasarısı için uğraşıp didişen iktidar partisi milletvekillerinin, Cumhurbaşkanının tam da kendilerinin bu uğraşısını veto etmesi üzerine, adeta kendilerini inkar edercesine ve tarifi imkansız bir tuhaflıkla sevinç içinde olmaları da siyasetin geldiği garip noktanın bir numunesi sayılabilir. Bu meseleyi bir de “çevreye değer verme” açısından sevinçle karşılayan vekillere, “o halde neden başından beri çevreye zarar veren bir şeyi savundunuz?” diye sormak gerekir.

Siyaset kurumunun toplumun tüm kesimlerini sahiplenmesi, kucaklaması, toplumun bütününe hitap etmesi doğası gereği beklenirken, bugün artık kurumsal bir nitelik yerine şahsi bir niteliği önümüze koymaktadır. Gücü elinde bulunduran bir yapıdan beklenen ise adil, hakkaniyetli, objektif olmasıdır halbuki.

Kendi iradesini bile savunamayan ve belki de artık kendi iradesi bile olmayan bir siyasetçi prototipinden nasıl olup da doğruyu yanlışı ayırt etmesini, gördüğü bir yanlışı düzeltmeye çalışacağını bekleyeceksiniz? Siyaset kurumunun belli ilkeler ve değerleri değil de kişisel değerlendirmeleri öncelediği bir yeni sistemin getirdiği nokta düşündürücüdür. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.