Ne istedik, ne aldık?

ABD ve Rusya ile Suriye’nin teröristlerden temizlenmesi ve güvenli bölge oluşturulması konusunda yapılan müzakerelerin ardından iki ülke ile varılan mutabakatların ardından her istediğimizi aldığımız ilan edilmişti. Ancak, bir süre sonra gördük ki, istediklerimizin hemen hemen hiçbirisini alabilmiş değiliz. Çünkü ABD ve Rusya masada kabul ettiklerini sahada uygulamadılar. Kısaca, hatırlatmak gerekirse 444 kilometre boyunda 30 kilometre derinliğindeki alan ABD ve Rusya tarafından teröristlerden temizlenerek güvenli bölge haline getirilecekti. Gelinen noktada ne söz konusu alan teröristlerden temizlendi ne de masada varılan alanın eni ve boyu ile ilgili mesafelere uyuldu. Önce ABD ile devriyeye çıkıldı ve devriyeye çıkılan alanın derinliği 10 kilometre ile sınırlı kaldı. Ardından benzer devriye çıkışları Rusya ile yapıldı ve yapılıyor ama boyu 40 kilometre, derinliği ise 10 kilometrede kaldı. Böyle olunca bu alan tamamen teröristlerden temizlense bile başlangıçta Türkiye olarak 2 milyon sığınmacının ülkelerine dönmelerini sağlamak bu dar alan ile mümkün olmayacak bir durumda. Kaldı ki, böylesine küçültülmüş ve daraltılmış alanın da ABD ve Rusya tarafından verilen sözlere rağmen teröristlerden temizlendiğini söylemek mümkün değil.

Yani, daha önce ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlar doğrultusunda ‘her istediğimizi aldık’ denmesine rağmen masada verilen sözler sahada dikkate alınmadı. Şimdi de NATO Zirvesi’nde NATO’nun Baltık Planı’nı veto eden Türkiye daha sonra bu vetosunu kaldırarak söz konusu planın ilanını sağladı. Bu plan Baltık ülkelerine Rusya’nın saldırısı halinde NATO tarafından savunulmasını öngörüyor. Aslında böyle bir planın ilan edilmesine gerek var mı diye sormadan edemiyor insan. Çünkü NATO üye ülkelerin herhangi bir dış saldırı karşısında savunulmasını öngören bir ittifak. Kuruluş gayesi bu. Belki kuruluş yıllarında bu düşman Rusya olarak ilan edilmişti ama geçen zaman içinde NATO ülkeleri kabul etmeseler de terör daha ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmış ve bu konuda NATO’ya ciddi görev düşmektedir. Türkiye’de NATO’ya bu görevini hatırlatmış, özellikle YPG’nin terör örgütü olarak kabul edilmesini ve açıklanmasını istemişti. Bunun için de Baltık ülkelerine yönelik planın uygulanmasını veto etmişti. Sonuç olarak belli ki Türkiye ikna edilmiş vetosu kaldırtılmış ama istediği YPG’nin terör örgütü olarak ilan edilmesi kabul edilmiş değil.

Bu konunun iktidar yanlısı bir gazetede nasıl değerlendirildiğini göstermek bakımından kısa bir alıntı yapmak istiyorum;

“NATO’daki zihin dağınıklığı, üye ülkeler arasındaki güvenlik farklılaşması Londra Zirvesi’ne de yansıdı. Türkiye’nin baskılarıyla ‘terörizmin her türü’ tehdit ilan edildi ama somut adımlar yine atılmadı. Türkiye Baltık savunmasına dair rezervini kaldırdı ama ittifak üyeleri YPG konusunda ikiyüzlü tavırlarını devam ettirdi. Yayınlanan deklarasyonda NATO adeta terör örgütüne kalkan oldu.”

Gazete sanıyorum bu haberi, bir başka iktidar yanlısı gazetenin, “İstediğimizi aldık” başlığı altında vermeyi gerçekçi bulmamış ki, haberine, “Terörizmin her türüne karşıyız” başlığını uygun bulmuş. Derdim medyanın bakışını eleştirmek değil. Herkes kendine göre olayları değerlendirecektir. Bundan doğal bir şey olmaz ama, yukarıdan beri yaptığım izahın ardından, “NATO Zirvesi’nde ne istedik ne aldık?” diye sormanın yanlış olmayacağını düşünüyorum. Çünkü özellikle dış ilişkilerde hep her istediğimizi alan ilan ediliyoruz ama sonunda, sıfıra sıfır elde var sıfır oluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.